1933 Kara

Muhtemelen bu gün son kez uğurlayacağız seni. Seni de anlayan yoktu. Şu anlaşılma meselesi sadece seninle ilgili değil. Tüm insanların ortak derdidir.

Senden aklımda kalanları yazmaya karar verdim, neden böyle bir şey yaptığımı da bilmiyorum. Muhtemelen senden sonra çok üzüleceğim ve ağlayacağım. Ama şimdi anlam veremediğim hislerim ve düşüncelerim var. Kısacası karışık.

Gitmeni istemiyorum, sen kalmak istemiyorsun! Ellerimizden geleni yaptık. Şu bir kenarda Dursun diye ismini verdiğin adamın söyledikleri herkesin kalbini acıtırdı. Ne var ki bir kadının yıllardır çektiklerini kimse bilmiyordu. Muhtemelen de bilmeyecekler.

-Kapının önüne koyun!

Evladın da olsa hayırsız, hayırsızdır. Katışıksız katı yürekli olanlardan herhangi bir saflık bekleyemezsin. Saflık onları yıllar önce terk etmiştir, masumiyetlerini kendi elleriyle satmışlardır. İnsan kendinin pezevengi olmaya Dursun. Ben ne dersem diyeyim, kim ne derse desin, kaltak kaltaktır ve pezevenkte pezevenktir.

Büyük konuşmak istemiyorum, şuan içimde olan kinin bir ölçü birimi olsaydı muhtemelen ibrenin sonunu görürdü. Çıplak ellerimle öldürmek isteyebileceğim birisi daha. Vicdanını kapatmış. Evet, bazı insanlarda vicdan mekanizma gibidir, kapatılabilir ama açılmaz. Açılmasın da ve günyüzü görmesin de diyorum şimdi bütün kinimle.

1942 Ağrısı

Koyunların peşinden koşturup dururmuş küçük ayakları ve her sabah tertemiz havaya ve güçlü beslenmesine rağmen karnı ağrırmış bizim Sarı Oğlanın. Büyükçe bir kaya varmış, onun üzerine gider yatarmış, nihayet 1-2 saat içinde geçermiş karnının ağrısı. Aradan yıllar geçmiş ve bu şekilde yıllarca devam etmiş. Sonra birden, bir gün aniden geçmiş karnının ağrısı.

1948 Cezası

Giyim-kuşam bir yana, her gün yedikleri yoğurt ve mısır ekmeğinden lapa… O sefillikle ayaklarında ayakkabı olmayan bizim Sarı Oğlan var gücüyle çalışır-didinirmiş. Babası 1 yaşında iken vefat etmiş, “Babalığım baktı bana.” derken “babalığım” dediği kişi üvey babasıymış. Bir dağın başında bir avuç mesken tutmuş insanlar arasında babası olmayan bir çocuğa kim bilinçli bir şekilde bakabilir ki? İşte bizim Sarı Oğlan da suça karışmış. 22 ay ceza almış, 9 Ay yatmış 1 odalık cezaevinde. Ceza evi dediği ise, garip bir kulübe bildiğimiz bir baraka. Geri kalan cezasını da paraya çevirmişler zaten cebi delik Sarı Oğlanın.

1951 Ağaçları

Cezaevinden çıktığında varlıklı bir adamın kerestecinin yanında çalışmaya başlamış. “Gövdem kadar ağaçları traktörün arkasına yüklerdim.” derdi, bunu söylerken yüzünde yılların biriktirdiği en acı ifadelerden en keskini vardı. Yani bizim Sarı Oğlan ceza borcunu ödeyebilmek için ağaç kesip, sırtında taşırmış bütün gün. Cezası da “Piç!” diye dalga geçenlerden birinin sabrını taşırmasından dolayı bıçaklayıp, yaralamasıymış.

1955 Alamanya

Yıllar birbirini takip ederken savaştan yeni yeni belini doğrultmaya çalışan Almanya’ya Türkiye’den işçi olarak gitmeye karar vermiş. Nitekim, bir arkadaşı onun çalışma kağıdını çalıp, onun yerine gitmiş, bizim Sarı Oğlanı kandırmak böyle de kolaymış işte. Onun yerine giden adam zengin olmuş, insan içinde adından bey diye bahseder olmuşlar. Öyledir, insanları hakimiyeti altına alan tek şey güçtür, güç ise uzun zamandan beri paranın elindedir.

1955 Çarşamba

“Bu böyle gitmez evlat!” demiş hayırsever adamın biri, tutmuş elinden götürmüş sıkı dostunun yanına bizim Sarı Oğlanı, baş göz etmişler, bir de barakadan bozma bir ev vermişler ama evde 8 aile birden yaşıyormuş. Çarşaflarla bölmüşler odaları öyle kalıyorlarmış. Sefalet, yokluk yine önünde elbette. Evlendirdikleri kadın ise “Beni vermeyin bu adama, bu adamın eli ayağı çok güzel, yüzü beyaz, gözleri mavi, ben çirkin kalırım bunun yanında, benimle alay ederler, utanır o da benden.” demiş, ama bizim Sarı Oğlan almış ve kadının ömrünün sonuna kadar bırakmamış. Ama o evde de duramamış, attığı gibi yatağını sırtına, doğruca gitmiş Çarşamba’ya, orada hamallık yapmaya başlamış, el arabasında yük taşımış. Derken ilk çocuğu gelmiş dünyaya. 2 yıl sonra vefat etmiş, bir çocuğu daha olmuş, o da vefat etmiş, bir çocuğu daha olmuş ama o da vefat etmiş.

1965 İstanbul

Biraz para biriktirmiş bizim Sarı Oğlan ve akrabalarının peşine gitmiş İstanbul’a, burada bir akrabasının da yardımıyla bir ev almış, yerleşmiş içine, devlet işine girmiş ve çalışmaya başlamış, o zaman devlet işinde çalışanlar küçümsenirmiş, o yüzden hiçbir akrabası da onu evine davet etmezmiş, o da sinirlenir ve sövermiş. Öyleymiş bizim Sarı Oğlan, kafası atınca basarmış kalayı soylarına soplarına…

1980 Evlatlar

Bizim Sarı Oğlanın ölen 3 çocuğunun yerine Allah tam 7 tane evlat vermiş. Onlara kimsenin yedirmediği yiyeceklerden yedirirmiş, evine getirirmiş. Bolluk içindeymiş hanesi. Bunlardan 5 tanesi erkekmiş… Hepsini sırayla evlendirmiş, ev bark sahibi yapmış ama yapana kadar da hiç durmadan çalışmış. Önlerinden tabak çekmemiş.

2002 Yalnızlık

Hayat arkadaşı onu mecburen yalnızlığa terk etmiş. 2 katlı ahşap evin içinde kalmış tek başına. Bir süre idare etmiş öyle ama yaşlılık gelip, onu da bulmuş tüm kendinden önce yaşayanlar gibi. Evlatlarından bir kızı almış yanına, yıllarca bakmış, bütün hizmetini yapmış, bir dediğini iki etmemiş, eski kafalı olmasına ve yaşlılığından dolayı aklının gitmesine rağmen hiç şikayet etmemiş, bazen yakınsa da ağlayıp hemen Allah’tan af dilemiş, tövbe etmiş. Çünkü bu kız babasının kendisine yıllarca nasıl baktığını, nasıl çalışıp didindiğinin farkındaymış. Ne var ki artık o kızı da bakamaz hale gelmiş. Bizim Sarı Oğlanın da aklı iyice gitmeye başlamış, olur olmaz şeye sinirleniyor, ağızına geleni söylüyormuş. Bu kızın kocası da kanser hastalığına yakalanmış, anlayacağınız kızın da hayatı boyunca yüzü 1-2 defa gülmüş toplamda. Acı çekenler, acı çekenlerle yan yana.

2020 Kimsesizlik

Bizim Sarı Oğlan 87 yılı devirmiş, kızının ve damadının hastalıkları yüzünden artık o evde kalamayacakmış. Kızı, diğer 6 evladını aramış. Kimse sahip çıkmamış, hatta biri “Kapının önüne koyun!” demiş şerefsizce. Sarı Oğlan “bir baba bütün evlatlara bakar da bütün evlatlar 1 babaya bakamaz derlerdi, meğer doğruymuş.” dedi.


Doğruymuş Sarı Oğlan, bakamazmış.

-Böyle yaparsan seni huzur evine verirler.
-Söz bir daha yapmayacağım!

#Bendeniz