Ömür beklemekle geçiyor sanıyorsun!
Evet, ömür geçiyor, geçip gidiyor. Ama vakit hiç geçmiyor, vakit bitmiyor.
Sen bunu bilmezsin.

Sen Oğuz denizinde müebbet mahsur kalmışsın, çıkamazsın bu ummandan, çıkacağını umma boşuna!

Bensiz kalmayasıca. Kalma!

Çok özledim sevgili. Ciğerlerim dolana kadar koklamayı saçlarından aşkı. Sana sarılmayı özledim şimdi. Şimdi ellerini tutmayı özledim, şimdi gözlerine bakmayı özledim, şimdi birlikte yürümeyi özledim, şimdi Sen’i izlemeyi özledim sevgili! Şimdi sesini duymayı özledim, şimdi Sen’i ne çok özledim sevgili… bir bilsen, ah bir bilsen…

Benim olan ne var ki Sen’sizlikten başka, zamansızlıktan ve hani beni umursamayışından başka… Hani “git” derken bile sesine olan hayranlığımdan başka… Sen bilmiyorsun sevgili, Sen’in olan bir “ben” var burada… hiç bilmiyorsun Sen.

Ve bıktım sevgili, hayal diyarımdan bıktım. Kendimden bıktım, bu Sen’siz halimden bıktım, bu zırlayan çocuksu halimden bıktım, istemiyorum artık, istemiyorum böyle olmak… ama çok istiyorum Sana aşık kalmak, kalbimdeki aşkın her gün ikiye katlanır… kırılır ama suskunluğundan, yine de vazgeçmez… gamzelerine inat.

Sen kötü olmak istiyorsun… Sen kötü olacağını sanıyorsun, öyle olsa bile, dünya bir miktar daha güzel olurdu… bunu bilmiyorsun… Ellerinin dokunduğu şeyin güzelleşmekten başka işi ne? Sen’in baktığın çiçeğin yeniden yeşermekten başka vasfı ne? Ah sevgili ah, bilmiyorsun.

İstediğin kadar izle, Sen kendi ömrünü göremiyorsun, Sen kendi ömrünü yarım bırakıyorsun ve yarım bıraktıkların biter sanıyorsun, biter mi sanıyorsun? Oğuz Mumu biter mi sanıyorsun… İstediğin kadar iste, Oğuz biter mi Sen’ce?

Bak sevgili, bu benimle ilgili değil, bu Sen’in gizeminle alakalı, bu Sen’in yaratılışınla ilgili, söylesene sevgili, saçlarına kim aşık oldu ki benim kadar, kaşlarına, gözlerine, dudaklarına, burnuna kim benim kadar iltifat etti? Söyle!

Bak sevgili, bu Sen’inle ilgili değil, bu Sen’in Sen’sizliğinle ilgili, bu tamamen ellerindeki çizgilerin marifeti… söylesene sevgili, kim ellerindeki çizgilere şiir yazar ki? Kim parmaklarına benim kadar aşık oldu? Sen bile beğenmiyorken ellerini… Kim sevdi ki Sen’i? Kim sever ki Sen’i benim gibi?

Bak sevgili, bu kimseyle ilgili değil, bu dünyanın başka bir Sana sahip olmamasından kaynaklanıyor… yeryüzünde kimse Sen’in gibi yürüyemedi mesela, kimse her adım atışında beni sonsuz kez aşık etmedi kendine… Kimse sahip değil bu zarafete. Kimse böyle nazenin olmadı mesela… söylesene sevgili, kim söyledi bunu benden başka Sana? Ah sevgili, ah, keşke bilseydin dünyamın tamamına sahip olduğunu…

Ben, geçer, içimin sesi susar, kalbimin sızısı diner sanırken, günler geçer ve beni Sana daha çok bağlar, ne kadar uzak kalabilirim ki Sen’den? 1 saat mi? Başka kim 1 saat Sen’i görmemekten şikayet eder ki? Başka kim Sen’i bir saniye bile görmemekten acılara gömülür ki? Ah sevgili, ah, keşke gömsen beni göğüslerine de uyusam sonsuza. Uyansam sonsuz bir güzel sabaha kokunla.

Ben biter sandım, hep böyle alazlı yanmaz sandım Oğuz’u… sanmaktan ileri gidemedim, OD ya adı, yandıkça yanar… Yazdıkça yazar böyle. Öyle ya, elinden gelen tek şeydir Sen’i Sana anlatmak… Ah sevgili, ah, keşke bilsen kendi anlamını Oğuz’da.

“Ben’liğinin ”Ben” diye haykıran sesinden bile çok çıkar Oğuz’unun sesi SEN diye.”

Sen öyle bekle bir ömür… bekle de tüket ömrünü. Tüket ömrümü. 

#OD – Sevgiliye Mektuplar / Ömür, ömür dediğin nedir ki gülüm, ben Sen’in için tükenmeyi göze almışım…