Ve mavi bir gökyüzü.
Ağlayıp, döktü gözyaşlarını.
Artık şiir yazılmayan kadınların hatırına,
vazgeçmiş bir şairin nefesindeki cümleler,
kafiyeler,
nice eş sesli kelimeler vardı zihninde,
eşsiz kelimelerdi bunlar,
vazgeçmiş bir şairin dudaklarında sözler,
gazeller.

İşte yine gitti gün ve geceyi peşinden sürükledi. Bir kitabı vardı yazarın yalnızlığına doğru. Bir kasabası vardı arada bir uğradığı ve sorguladığı. Sonra vazgeçti dünyadan! Evet, dünyanın 7 milyar kalabalığına rağmen yalnızdı bizim yazar, sizin şair.

Kelimelerle kafayı bozmamıştı ama kafası bozulduğunda okkalı kafiyeler ederdi dili hayata, yaşama ve ölüme dair. İçinde fırtınalar koparan şiirlerinden sıyırıp dilini, üfledi kağıtlarındaki kurşun kalemle çizilmiş martılara. Bir tek mektupları kalmıştı elinde. İşte sonuncusunu yolladı az önce birkaç pulla.  

Şimdi karamsarlığının zirvesinde bir adam karanlığın arasından seçmeyeceğiniz kadar kara saçı sakalı. İşte o bizim yazar, sizin şairinizdi. Son cümlesini kurdu Aşk’a. Aşk’tan yanacağı kadar yanmış, payına düşeni almıştı.

Neyse ki yirmi dokuz harften oluşan bir alfabesi vardı. O zaman Kasım 21’di ve 24 saat süren azabın koynundan uyanmıştı. Şimdi kaç saat geçtiyse çocukluğunun üzerinden o kadar masumdu, bizim yazar, sizin şairiniz…

Yutkundu ve şimdi hatırlayamadığı tonlarca şiirin altında ezildi, büzüldü. Güzel Sabahlara uyanmak isterken, ince bir peçeteye yazılmış ve şaire yazılan tek şiir alev alıp uçtu gökyüzüne. Evet, bizim yazar, sizin şairinize yazılmış ilk dörtdörtlük dörtlük buydu. Kimse anlamadı ve rüzgar uçurdu yine uçmak üzere olanları.

Kimse sormadı da zaten bizim yazar, sizin şairinize…

#OD | Bendeniz / Şiir yazılmayan kadınlar, şiir yazmayan adamlar…