Bütün Hayatımız Güzel Bir Ölüme Hazırlık!

Ölümü ilk sorguladığımda sanırım 16 yaşındaydım. Düşünüyor ve anlam veremiyordum. İnsan denen varlığa bakıyordum, öyle güzel donatılmıştı ki, dünyaları verseniz bir tanesini bile üretemezdiniz.

Ama çok kolay vazgeçiliyordu bu varlıktan, öyle bir seferde, tek nefeste yok edilebiliyordu.

Aklımın bir köşesinden şimdi; eski kocası tarafından bilmem kaç yerinden bıçaklanan kadınlar, tecavüze uğratılıp, uzuvları gövdesinden ayrılarak bavula konan kadınlar, kocasını zehirleyenler, hem erkek arkadaşını hem de kendini öldürenlerin televizyonlarda cirit attığı sahneler, gazetelerin ilk sayfalarında devasa puntolu manşetler geçiyor.

Sonra dedim ki, ölüm nedir?

Ölüm, teknik olarak; hayattayken yapabildiklerimizin hiçbirini yapamamaktır. Sonsuz sessizlik, kimsesizlik.

Ölüm bana anlatılırken, hep soğuk ve ürkütücü olarak anlatıldı. Gerçekten ölmek soğuk bir şey mi? Gerçekten sanıldığı gibi korkulacak bir şey mi ölüm?
Ölünce öğrenirim artık…

Kimse ne zaman öleceğini bilmez derler, bu bana elimizde olan yegâne hayatı ne zaman kaybedeceğimizin bilincinde olmadığımız kadar aciz olduğumuzu hatırlatıyor. Elimde olan tek şey yaşamak ve ne zaman öleceğimi bilmiyorum…

Neden ölüyorum ki… neden?
Sonsuza kadar yaşamakta çok absürd olurdu… Sonsuza dek ben, çok egoistçe, çok kibirli bir yaklaşım ölümsüzlük… hatta ölümsüz olmak isteyenler, ölümsüzlük hastalığına yakalanmışlardır. Hayatlarımız için verilen zaman, hayatımızı güzel yaşamak için yeterli, hayatı doğru yaşarsak.

Sonra dedim ki, yaşam nedir?

Yaşam, nasıl da her şey yerli yerinde yaşayabilmem için… Güneş dünyama tam olarak olması gerektiği kadar uzakta, yıldızlar, diğer gezegenler ve atmosfer… nasıl da her şey ama her şey olması gerektiği yerde ve zamanda ama.

Sonra dedim ki, insan nedir?

İnsan, yeryüzünde tanıdığım en akil canlı, aklı başından sökülmüş gibi davransa da düşünebiliyor ve konuşabiliyor. İhtiyacından fazlasına sahip olma hırsı da olsa yine de akledebiliyor. Ama benim merak ettiğim yapabildiklerinden çok anatomisi.

İnsan DNA’sı nasıl da olması gerektiği gibi, burnu, gözü, kulağı…
Görebilmek için renk frekanslarını retinada işleyip birleştirerek, beyne iletiyor ve renkleri oluşturuyor.
İşitebilmek için de benzer bir mekanizma var ama birleştirme olmuyor, her sesi ayrı ayrı duyabiliyor.

Yani gözlerimizin gördüğü frekanslar göz bebeklerimizden içeri girerken işleniyor ve turuncu rengi görebiliyor ya da turkuazı…

Ama ses frekansları kulaklarımızdan içeri girerken bu şekilde işlenmiyor ve her sesin frekansını ayrı ayrı işitebiliyoruz. Eğer gözlerimizdeki mekanizma kulaklarımızda olsaydı, tüm sesleri, notları tek bir uğultu halinde duyacaktık… Bu ayrım, nasıl bir muhteşemliktir?

Haliyle, böyle büyük bir donanıma ve ince işçiliğe sahip olan bir varlık nasıl da yok olabilir…

Burada bir tuhaflık var… kimse sonsuz değeri olan bir şeyi körü körüne toprak altında çürümeye terk etmez, muhtemelen yaratıcının bir fikri olmalı. Ama derdim Allah var mı yok mu onu da sorgulamak değil. Yaratıcıyı zaten biliyorum.

Sonra dedim ki, yaşamın amacı nedir?

Sonra dedim ki, tüm bu hayatımın tek amacı güzel bir ölüme hazırlık olsa gerek.

Kendime güzel bir ölüm hazırlamalıyım, yaptıklarımla, konuştuklarımla, söylediklerimle, geride bıraktıklarımla… kimseyi ve hiçbir şeyi öldürmemekle mesela.

Sonra dedim ki, hayır hayır, hayatın amacı bu kadar net olamaz, bu tabloya biraz daha karışık renkler serpiştirmek gerekiyor.

Sanırım, güzel bir ölümü hak etmek herkesin istediği şeydir. Ölüm bir hedef olmasa da güzel bir şekilde ölmek temennisindedir herkes. Çalıştığı şirketteki konumunun iyi olması gibi, sevdiği adamın yakışıklı olması ve sevdiği kadının güzel bir kadın olması gibi bir şey.

Ama asıl yapmamız gereken şey güzel bir ölümden önce, geride bıraktığımız nesillere bilgi aktarmak. Hayatın amacı, bizden sonra ki insanlara bilgiyi aktarmak. Doğru bilgileri aktarmak, cahillikle, bilgisizlikle kavrulan bir hayat sunmamak onlara.

Öyle ki, insanlara çocukluktan neyi verirsen duygusal olarak ona adeta sarılıyorlar. Bu tüm hayatı şekillendirirken ne kendinin ne bilincinin farkında olamıyor.

Ölmeden önce yapmam gereken şey, zihnimin sınırsızlığına sığdırabildiğim kadar bilgi toplamak ve bunu bir sonraki nesle dağıtmak.

Sanırım güzel bir ölümü de bu şekilde hak edebilirim. Böyle ölürsem mutlu olabilirim… kimsenin öldürülmediği bir dünya bıraksam güzel bir ölümü hak etmişim demektir…

Sonra dedim ki, bütün hayatımız güzel bir ölüme hazırlık için öğrendiğim bilgileri, güzel bir ölümü hak etmek için yaşayanlara aktarmaktır.

Evet, hayatın amacı Bilgidir…

Oğuzhan Deniz * Bütün Hayatımız Güzel Bir Ölüme Hazırlık!