Saat 10:19 – 10 Nisan Salı

Merhaba Sevgili!

Günebakan çiçeğim.
Vazgeçilmez bir andayım.
Dokunsalar ağlarım…
Dokunmuyorlar,
ağlıyorum.

Sana olan bu maddi Aşk bitti.
Artık maneviyatımdasın.
Ruhumun en küçük zerresinde.

Ben,
Oğuzhan Deniz,
Sen’in Oğuz’un…
Onların Mecnunu…
Kimi zaman meftun,
çoğu zaman merhum…

Kimse bilmez de, ben iyi bilirim Sen Aşk’ını.
Arıyorum…
Bulamıyorum…
Bir yola saptım,
dönemiyorum.

Benden ne istedi Aşk bilmem.
Canımı istiyor,
veriyorum…
Daha ne istiyor?

İnanılmayacak kadar güzelken Sen,
gel de buna Aşık olma şimdi.

Sevgili!
yüreğimin tam orta yerinde
bir burukluk
bir suskunluk
bir yokluk var
Buna Sen yokluğu diyorum…

Ne yazık bana,
bu yokluğa bir ben yoksulum.

Kendimi inandıramıyorum.

Bir gün Sevgili!
O gün geldiğinde
beni sokaklarda avare görürsen şaşırma
Sen’i görmezsem eğer,
beni affet.

10:26
Sen’i görmek için bu gözlere de ihtiyacım yok.
Sen’i duymak için kulaklarıma…
Sen susunca bile ben hala
Sen’i duyuyorum.

Gaipten sesler gibi hani, ama garip.

Ah Azizim…
Dünyadan hayıflandığım kadar
boş verseydim yanmazdı canım böyle…
gerçi boş versen ne?
ya da boş vermek istemiyorum.
Sen’i sevmek istiyorum ben.

Nedir yani?
Sevsem Sen’i, kime zararım var?
Nedir yani?

Sevsem Sen’i, kimin dünyası başına yıkılır?
Sevsem Sen’i, kimin evine ateşler düşer?
Sevsem Sen’i, hangi papatya solar bunun yüzünden?
Sevsem Sen’i, hangi çiçek vazgeçer kokmaktan?

Vakit Azizim…
İnsanın en değerli varlığıdır.
Vakit bir varlık mıdır?

Neyse,
neyse ne!

”Sen’in yanında geçirmek istediğim vaktin hesabını da Sen yap.”

Bana yakışmıyor
bu
ahval.
Onlar soruyorlar ”Neyin var?
yok bir şeyim” diyorum da… inanmıyorlar.

Aslında her şeyim var…
Ama Sen yoksun
Sen yoksan neyim var ki?

10:36 – Saat kaç olmuş ben hala Seviyorum Sen’i.