Adımın bir önemi yok,
dört tarafı lavla çevrilmiş adadayım.
Benim filikalarım dayanmaz bu ateşe,
benim etim dayanmaz bu yangınlara.

Geliyor her sabah yaşam mesaisine bir ceset,
naaşım ortalarda dolanıyor, kaldıran yok yerimden,
defnedileli Ruh’um Aşk’a, aştım, artık alıştım…
Artık şaştım, dört tarafı Aşk’la çevrilmiş adamım.
Artık şaşırdım, hangi yana baksam O’nu görüyorum.
Bu kesmez,
bu yetmez…
Daha beteri var içimde,
çıkarsam yanacaklar var daha.
Çok yakacağım can var etrafımda.
Daha çok yanacak can var bende.
Bende can tek bir tane de, sade birinde.
Biri de çıkıp demez, ”iki gözüm, neyin var?”

Karamsarlıktan aydınlanmaz yüzüm,
sözüm çoktur ama saçma,
saçmalamadım bu kadar hayatımda,
bu kader hayatım da, yaşıyorum da,
yaşamak isteğim yok da, yaşıyorum zorla.

Hadi, beni tam ortadan ikiye böl,
içimden çıkana bak sonra,
ne varsa Aşk’tan vardır varlar ülkesinde,
yoklar ülkesine özlem…

Siz benim neden ve nasıl sevdiğimi bilmiyorsunuz.
Siz nereden bileceksiniz ki,
siz bilmezsiniz…
Bilinmez.

Şu halime bak,
anlamıyor musun gözlerimden…
Anlatmıyor mu gözlerin sana gördüklerini?
anlamıyor musun sözlerimden…
Anlatmıyor mu kulakların sana işittiklerini?
beni suçla, önce çarmıha ger,
ellerimden değil, kalbimden mıhla,
Oğuz mumu yanalı çok oldu,
söndüreni yok, sönecek çok mum var etrafımda.

Hadi, unutma seanslarında hatırlayalım seni.
Beni, unutmak için hatırlayacakların arasında sakla.
Seni, unutmamak için hatırladıklarımı sana unuttum.
Hadi, unutmak geliyorsa elinden, unut unutmayı da.

Bilmiyorum, bilmediklerim çok, içeceğim çok çay var demlikte,
tabakamda yığınla tütün, çok kül birikti kültablasında.
Dünyanın en güzel tablosuna tükettim ciğerimi,
sanırım hakkım var bunu kendime yapmaya.
Sanırım hakkım yok seni sigarammış gibi yakmaya.

Ben bu değilim, değildim.
Sen bu değilsin, değildin…
Değiştik Aşk’ın kollarında,
Aşk’ın yollarında uyuduk,
saat 19:00 artık uyanalım.

Beni sarhoş etti gördüklerim,
gördükçe daha çok içtim,
içtikçe daha çok serap gördüm,
gördükçe benimsedim…
Onlar haklılar,
onların hakkı yok bizi ayıplamaya,
onlar ne biliyorlar.
Onlar neyi biliyorlar ki,
onlar bilmezler,
yanmak nedir, bilmezler.
Onlar hiç yanmadılar.
Onlar Sen tarafından yakılmadılar.

Hadi, demli bir çay daha içelim,
görünmesin arkası.
Göstermesin arkasında ne varsa,
yazık O’na,
yakık bana.
Yazık bana.
Yanmış bana.
Yanmamış olmama yazık.

Bana O’nu gösterir artık her ayna,
ne zaman baksam kendime, O’nu görüyorum.

Boş ver, nasıl olsa bitmez Oğuz Mumu.
Bu şiir…
İşte bu şiir.
Haydi taşla Oğuz’u edepsizliğinden,
gık etmez. Gönlü Sen’den şaşmaz.
Bu Aşk beni aşmaz… daha çok yakman gerek,
yanmak elzemken, Oğuz mumu bitmez,
aydınlığa küsmüş karanlık efendisinden kafiyesi,
daha ne gerekli, bilmedikçe serçenin değerini,
kediyi görmezden gelir kasap bıçak bileyeni.

Anlamadın değil mi?
Oğuz anlamsız kelimelerin de efendisi,
bilmediğinden bir çok şey, ileriye gider ahlakı.

Çok ileriye gittim, artık dönemem.
Artık geriye dönemez ayaklarım.
Ayaklarına sarılsam şimdi, yazık karamsarlığıma.

Oğuzhan Deniz * Dört Tarafı Lavla Çevrilmiş Adadayım