İbadet Bir Yaşama Biçimidir! Öyle ki, yürümemiz, konuşmamız, yaptıklarımız ve yapacaklarımız bir ibadet şeklidir. Kısacası bir iş hakkında düşüncemiz bile ibadetin bir yansımasıdır.

İbadet Bir Yaşama Biçimidir


Nasıl İbadet Bir Yaşama Biçimi Olabilir?

İbadet algımızda bir yanlış var. İnsanlar doğduklarında ailelerinden öğrendikleri gibi ibadet ediyor, irdelemiyor ve incelemiyorlar. Onlara ailelerinden verilen dini eğitim neyse onunla yetiniyorlar. Elbette böyle olmayan, inceleyen, Allah’ın göndermiş olduğu kitabı Kuran-ı Kerim’in üzerinde düşünüp, kafa yoran kimselerde var. Ne yazık ki bu kimseler, insanlık tarihi boyunca olduğu gibi yine azınlıktalar.

Yani, Kuran-ı Kerim’i ezbere bilmekle, Peygamberimizin Hadislerini ezbere bilmekle, namaz kılmakla, oruç tutmakla, zekat ve fitre vermekle kısacası şekilden ibaret olan ibadetlerle ibadetimizi tam manasıyla yerine getirdik diyemeyiz.

Ateistlerin bile inceleyip, inkâr etmeleri, normal sıradan bir müslümandan daha ağır bir muhteviyata sahip. En azından inanmayıp cehenneme gidiyor. Oysa, yanlış bildiği, bildiğinin yanlış olduğunu bile bilmeyen nice kimseler var.

Zuhruf Suresi 44’üncü Ayet; Bu Kur’ân hem sana, hem milletine güzel bir namdır, şereftir. İleride ondan dolayı sorguya çekileceksiniz.

Bu ayetten yola çıkarak, Kuran-ı Kerim’i iyice okuyup anlamak gerekir. Bu herkes için geçerlidir. Hatta ömrümüzün sonuna kadar Kuran-ı Kerim baş ucumuzda olup, ondan sürekli yeni bir şeyler öğrenmek için ince-ince okumamız gerekir.

Şu anda Kuran-ı Kerim’den haberi olmayan binlerce insan var, sadece Yahudiler ya da Hristiyanlar değil, Müslümanlar da Kuran-ı Kerim’den habersizler.

Oysa bu kitabın içinde tüm dünyanın refah içinde yaşayabileceği ne kadar güzel bir sistem var. Allah bu kitabında bize, savaş hukukundan, anne ve babayla nasıl konuşulması gerektiğinden, başkalarıyla nasıl konuşulması gerektiğinden ve hatta nasıl yürüyeceğimizden bile bahsetmiş.

Zaten ne yazıkki toplumların Kuran’a kör bakmalarından bunca savaşlar çıkıyor, bunca eziyetler ve zulümler çıkıyor.


İbadet Etmek Dünyada Kimsenin Fakir Kalmamasıdır

İnsanlar ibadet ediyorlar, elbette ettikleri ibadet kendilerine, buna muhalif değilim. Ancak Kuran-ı Kerim’deki ayetlerden habersizlermiş gibi ibadet ediyorlar.

Zekat sistemini Müslüman olan herkes bilir, Müslüman olmayan ama Müslüman bir tanıdığı olan bile bilebilir. Hatta İncil’de öğüt olarak, hatta ve hatta Tevrat’ta emir olarak zekat vermek, fakirlere adeta hizmet etmekten bahsedilir.

Şu an dünya üzerinde;

2,2 Milyar kişi Hristiyan
400 Milyon Yahudi
1,6 Milyar Kişi de Müslüman

Bundan kasıt ne mi olabilir? Bu dünya üzerinde inancı gereği fakirlere yardım etmesi gereken toplam 4,2 Milyar kişi bulunuyor demek.

Oysa bizler, din, ırk, dil ayrımı da yaparak kendi keyfimizce yaşıyor, Allah’ın bize verdiklerine şükretmiyor, vermedikleri için isyan edip duruyoruz.


İbadet Etmek Kimseyi Öldürmemektir

Yine yazıda bahsi geçen dine mensup kimselerin inancı gereği kimsenin öldürülmemesi gerekiyor. Karısını öldürenler, kızını öldürenler, yeni doğmuş bebeğini öldürenler, birine sinirlendiği için öldürenler, sinirlenmediği için öldürenler, neler var neler.

Hiç anlamadığım şeylerden birisi de Müslüman bir kimsenin bir başkasını öldürmesidir.

Benim Kuran-ı Kerim’im de ”Kim bir kişiyi öldürdüyse, tüm insanları öldürmüş gibidir. Kim bir kişinin yaşamasına vesile olduysa, o da tüm insanları yaşatmış gibidir.” şeklinde ayet var. Öyleyse, Müslüman olduğunu iddia eden kişiler nasıl başkalarının yaşama hakkını ellerinden alabilirler.

Kaldı ki, sadece insanları değil, hiçbir şeyin yaşamını elinden alma hakkı bize verilmemiş. Hayvanlar (Allah’ın etini yememizi helal kıldıkları hariç.) öldürülüyorlar, keyif için böcekler öldürülüyorlar, bir sivrisineğin kendisinden bir miktar kan emmesine bile tahammül gösteremiyorlar. Oysa ”Sivrisinek Kuranda Geçen Hayvanlardandır”.

İnsanlar bunları düşünmediğinden bu gün, tecavüz yüzünden insanlar ölüyor, organ mafyaları, petrol savaşları aklınıza ne geliyorsa her şey için birileri ölüyor. Kısacası, insanlar birbirini öldürmek için bir sebep buluyor.


İbadet Etmek Kimsenin Hakkına Tecavüz Etmemektir

Haksız kazanç dünyanın hemen hemen yerinde kınanan bir davranıştır. Oysa şikeler, hırsızlıklar, iş yerinde 5 dakika az çalışmak için kaytaranlar, neler var neler…

Hem hiç zahmet etmeyeceksin hem de tonla paran olacak. Bu nasıl bir mantıktır. Bu nasıl sapık bir eğilimdir. Müslüman ve zengin kimselerin şu ayetlerden haberdar olmaları gerekir;

Mearic Suresi 24-25’inci Ayetleri; Onlar o kimselerdir ki mallarında isteyen ve yoksun olanların haklarını ayırırlar.

Zariyat Suresi 19’uncu Ayet; Mallarında isteyenlerin ve yoksulların hakkını ayırırlardı.

İki ayetinde manası oldukça açık, üzerinde saatlerce konuşmaya, 40’ta bir gibi yorumlar yapmaya bile gerek yok. Zenginsen, fakiri doyuracaksın. Kendin kadar zengin yapamasan bile onu aç bırakmayacaksın.

Şimdi günümüzde ise, insanlar birbirini düşünmekten bile yüksünür oldu. Bırakın bir kimseye yardımcı olmayı, bunun düşüncesini bile kendilerine bir külfet biliyorlar. Fakiri doyurmuyorlar.

Hem Müslüman olan bir kimse nasıl olur da başka bir Müslüman kardeşi aç iken tok yatabilir. Elbette yemesin, içmesin kendini zayıf duruma getirsin gibi bir mesaj değil bu. Elbette yiyecek ve içeceğiz ancak başkalarını da düşüneceğiz.

Acaba şu dünya üzerinde kaç kişi çilek yemeden ölmüştür, ya da kendi yediklerinizden kaç kişi yemeden hayatını tamâm etmiştir?

Bu gibi konularda genelde ateistler ya da zıt görüşte olan kimseler ”Allah madem yerin ve göğün sahibi fakir olanları doyursun.” derler. Allah zaten fakiri gözetir ve korur ancak Allah’ın fakirler için gönderdiği nimetleri gasp etmezsen ve adresine ulaşırsa bu olabilir. Sonuç olarak karınları tokken ve Müslüman olduğuna inananlar ya da sadece Müslümanlar için geçerli değil, Hristiyanlıkta ve Musevilikte de benzer emirler mevcut ama insanların çoğu bundan habersizler.


İbadet Etmek ”Bilmektir”

Belki de en önemli olan konu bilmektir. Öyle ki, Kuran-ı Kerim’de, bu kainatın boş bir amaçla yaratılmadığı ve insanların yaratılış sebepleri içerisinde ”Tanımak-Bilmek” diye addedilen konu ”Allah’ı ve yarattığı şeyleri bilmektir.”

Zariyat Suresi 56’ıncı Ayet; Ben cinleri ve insanları sırf Beni tanıyıp yalnız Bana ibadet etsinler diye yarattım.

Zariyat Suresinin 56’ıncı ayetinde gayet açık ve net, bilmek ve tanımaktan geçiyor ibadet etmek. Öyle ki bir insan bilinçsizce ibadet etse, elbette niyetinden dolayı Allah O’na sonsuz kereminden bağışlanma, mağfiret, şefaat(ödül) verebilir. Bunu kimse inkar edemez…

Ancak yine günümüzde gördüğümüz üzere, insanlar namaz kılıyorlar ama namaz kılarken okudukları surelerin anlamlarını bilmiyorlar, Arapça kelimeleri-tekerleme gibi dillerinde dolaştırıp duruyorlar.

Fatiha Suresi’nin anlamını bilmeyen bir Müslüman olabilir mi? Bunun anlamını araştırmayan, Allah’ın kendisi için gönderdiği ve ”Bu Kitaptan Sorulacaksınız” demesinin karşılığı bilmemek midir?

Sadece bu değil, bu kitap içerisinde yüzlerce yerde, ”Görmüyor musunuz? Görmeyecek misiniz? Akıl almayacak mısınız? Nasıl görmezsiniz? Yerleri ve gökleri nasıl ayakta tutuyoruz görmüyor musunuz? Güneşe bakın… Ay’a bakın… Yeryüzüne bakın… Hayvanlara bakın… Ağaçlara bakın… Uzaya bakın…” gibi hayret ifadeleri içeren ayetler vardır.

Bundan kasıt elbette görme eylemini gerçekleştirmek değildir. Bu nesnelerin altında yatan, İlahi güç/kudret, ilim, mantık, mükemmelliği hakkıyla, ince ayrıntısıyla bilmektir.

Gerçekten, kainatın bu kadar büyük olmasına rağmen eşsiz olması ve şu kainatta nokta kadar olan dünyanın içerisinde biz nokta kadar olan insanların ve insanlara nokta kadar gelen haşerelerin yaratılışına baktığımızda ”Üstün bir sanat, güç, kudret ve ilim” görmekteyiz.

Ama insanlar bunu hafife almakta, öylesine üstün körü geçmektedirler. Ağaçlara bakıyorsunuz, hayati ihtiyacımız olan ”Oksijeni” üretiliyorlar, hiç sıkılmadan, yorulmadan… yüz yıllardır ayakta olan ağaçlar var…

Dünyanın güneşin etrafında dönmesine bakıyorsunuz, inanılmaz ince bir hesap var. Aynı şekilde ”Ay” gökyüzümüzü gece parlatırlar inanılmaz bir ince bir hesap var.

Elbette bunları görüp geçmek, tefekkür etmemek büyük cahillik. Elbette her zaman bunun bilincinde olamıyoruz ancak ”Bilmek” mutlak ibadet biçimidir. Şu ayete bakın;

Zumer Suresi 9’uncu Ayet; Şimdi iyi düşünün: Böyle olanın durumu mu iyi, yoksa gece saatlerinde, âhiretten endişe edip Rabbinin rahmetini umarak gâh secdede, gâh kıyamda ibadet edenin durumu mu iyi? De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” Ancak akl-ı selim sahipleri, sağ duyulu olanlar düşünüp ibret alır.

”Hiç Bilenlerle Bilmeyenler bir olur mu?”

Elbette olmaz, günümüzde bile ”Kuran-ı Kerim’in” şeriatı dışında ki uygulamalarda yani devlet düzenlerinde gördüğümüz kadarıyla en basitinden güzelim ülkemiz Türkiye, eğer üniversite bitirmemişsen iş bulamıyorsunuz, herhangi bir işi bilmiyorsanız o işte çalışamıyorsunuz. Elbette vasıfsız herkesin yapabileceği işlerden bahsetmiyorum. Siz hiç herhangi bir tarım işiyle uğraşan bir kimsenin büyük bir otomotiv şirketi yönettiğini gördünüz mü?

İşte bu nedenle hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? diye soruyor bize Allah Teala… elbette bundan, sadece bu ayetten çıkarabileceğimiz nice dersler, nasihatler ve öğretiler var.

Bilgi Her Şeyin Temelidir

Evet, bilgi her şeyin ama her şeyin temelidir. İnsan zihnini yani beynini düşünün… inanılmaz bir kapasite verilmiş, ortalama 70 yıl insan ömrünce gördüğünüz, duyduğunuz kısacası öğrenmek istediğiniz ve öğrendiğiniz ne varsa hepsini sağlıklı bir şekilde saklayabiliyorsunuz.

Üstelik beyninizin kapasitesi sınırsınız. Yani 70 yıl boyunca uyuyan adam için de aynı beyin fonksiyonları geçerli, 70 yıl boyunca gezip dolaşan, öğrenen, araştıran insanlar içinde aynı beyin fonksiyonları geçerli.

70 Yıl boyunca uyuyan adamla herhangi bir şey bile konuşamazsınız uyku hariç. Ama diğer örneğimizde, yani bilginin temel olduğunu bilen ve her şeyi öğrenme arzusuyla hayatını geçiren kimseyle 60 yıl rahatça konuşabilirsiniz bir o kadar daha ömrünüz olsa.

O yüzden bilgiden korkmayın, sorgulamaktan çekinmeyin, öğrenmekten korkmayın, araştırmaktan korkmayın… elinizden ne kadar geliyorsa o kadar çok didaktik şeyler okuyun ve anlayın… Sizin için verilmiş bu harika beyin donanımını iyi kullanın.

Asr Suresi 2’inci Ayet; İnsanlar hüsranda.

Asr süresinin sadece 2’inci ayeti bile ne kadar da derinden etkileyici bilenler için, ve sadece iki kelime, ”İnsanlar hüsranda.”

Bu şu demek aslında, nasıl yeni bir araba aldığınızda onu zarar vermeden kullanmaya çalışıyorsunuz, nasıl akıllı telefonlarınıza yüklediğiniz gigabyte’ları israf olmasın diye zaman israfı yapacak şekilde boş şeyler için kullanıyorsanız o demek…

İnsan kendisine verilen bu inanılmaz ve mükemmel donanımı kullanmayarak ne kadar da hüsrandalar böyle.


İbadet Allah’ın Verdiği Nimetlerden Bolca Yemektir

Araf Suresi 31’inci Ayet; Ey Âdem’in evlatları! Her namaz vaktinde mescide giderken, süsünüz olan elbisenizi giyinin. Yiyin, için fakat israf etmeyin; çünkü Allah israf edenleri asla sevmez.

Allah’ın bizim için vermiş olduğu nimetleri yemek, içmek bir ibadet etme biçimdir. Elbette tefekkür ederek, nereden ve kimin Kudret Eli’inden geldiğini bilerek yemek, içmek gerekir. İşin ibadet kısmı budur.

Şimdilerde insanlar yedikleri yemekleri sosyal medyalarda çatır çatır paylaşıyorlar. Düşünmüyorlar bile nereden geldiğini, nasıl geldiğini…

Beğenmedikleri yemekleri ellerinin tersiyle itiyorlar, kıymetini bilmiyorlar. Elbette tadı hoşumuza gitmeyen yemekleri yemek zorunda değiliz ama bunda kibirlenerek elimizin tersi ile itmek çok yanlış yani bir Müslümana uymayan bir harekettir.

İnsan için Rabb gibi yüce bir varlıktan gelen nimeti elinin tersiyle itip, beğenmemezlik yapılabilir mi? Yemese bile bir nezaket, bir naziklikle davranması gerekir.


İbadet Nefes Almaktır

Evet, evet… nefes alıp vermek bile bir ibadet biçimidir. Elbette bu nefesi nerede tükettiğinize bağlı. İnsanlar nefeslerini şimdilerde futbol sahalarında deli gibi bağırarak, ganyan bayilerinde hadi kızım ayşe hadi oğlum turgut diyerek tüketiyorlar. Ne kadar gereksiz işler varsa hepsi insanlarda. Kendileri için yararlı olanları bırakıp, zararlı olan şeyleri alıyorlar.

Bakara Suresi 61’inci Ayet; Bir vakit şöyle dediniz: “Mûsa! Biz bir çeşit yemeğe imkânı yok katlanamayız. O halde bizim için Rabbine yalvar da yerin bitirdiği sebzesinden, kabağından, sarımsağından, mercimeğinden, soğanından çıkarsın.” Mûsa da: “Ne o! dedi. Siz, daha üstün olanı vererek daha düşük olanı mı almak istiyorsunuz? Pekâla, şehre inin, işte istediklerinizi orada bulursunuz.” Üzerlerine aşağılık ve yoksulluk damgası basıldı ve neticede Allah’tan bir gazaba uğradılar. Evet öyle oldu! Çünkü onlar Allah’ın âyetlerini inkâr ediyor ve haksız yere peygamberleri öldürüyorlardı. Öyle oldu; çünkü onlar isyan ediyor ve haddi aşıyorlardı.

Size verilen üstünlüğü terk edip, düşkünlüğü mü tercih ediyorsunuz insanlar?

Evet, üstünlüğü bırakıp düşkünlüğü tercih ediyoruz, nefsimizle nefesimizin yettiği kadar savaşmıyoruz bile, heva heveslerimizin peşine düşmüş kör topal ilerliyoruz. Görmüyoruz, işitmiyoruz ve bilmiyoruz.

Nefes alıp verdiğimiz sürece yaptığımız her türlü eylem ”iyi olmak kaydıyla” ibadet etmektir. Zaman bizim için asla geri getirilemeyecek olan yegane kavramdır. Onu iyi kullanmak gerekir, nefesimizi boşa tüketmemek, hep hayırlı ve güzel işler yapmamız gerekir. İşte bunların tümüne ”Amel” denir… yani dünya hayatımız boyunca içinde bulunduğumuz sınavı kaybettik mi kazandık mı bu yaptığımız, yaşadığımız olaylar neticesinde belli olacak.

Yukarıda yazdıklarım temsili olarak verilen örneklerdi. Sadece bunlar değil, aklınıza gelecek olan her türlü güzel davranış ibadet, her türlü kötü davranışta günah kazanmamıza sebep olan davranışlardır.

O yüzden ”İbadet Bir Yaşama Biçimidir!” hayatımızı ona göre şekillendirmeli ve ona göre yaşamalıyız. En doğrusunu Allah bilir.

İbadet Bir Yaşama Biçimidir!

Oğuzhan Deniz * İbadet Bir Yaşama Biçimidir.

İbadet Bir Yaşama Biçimidir!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir