Şimdi güneşin sırtını döndüğü dünyanın içinde dönüp duruyorum. Ay’la ayevi, meyle meyhaneyi biliyorum… Güneş Sen’in yeryüzüne doğarken, dönüş yollarına serilen kilim şiirlerim.

Biliyorum, artık bir önemi yok… Sana binlerce satırın yüzlerce dörtlüğünü yazdım. Şerefti kaleme, kağıda, vakte… Ve yazdım, yine olsa yine yazarım.

Yazmak küçük endişe, mesele zihnim, Sen’in hesabın kuvvetlidir, o halde Sen hesapla yazmadıklarımı. Yazamadıklarımı

İlk sarılmamızı dün gibi hatırlarken, son sarılmamızın üzerinden asırlar geçmiş. 6 günde yaratılan dünyanın 7’inci gününde yaşarken, bu halimi abartıyor muyum? Sanmam, yüreğim Sana tapulu tarlam, gözlerinle mühürlediğinden beri yeşil, biraz haki.

Derler ki, ”Oğuz, güzel laf eder dilin, ondan bu zevzekliğin.” Öyle de, bunca zaman bu neyin zevzekliği, Sana Aşık olduğumdan beri arttı gevezeliğim. Öyle ya, bu güzelliği konuşmamakta isyan etmektir. Öyle ya, konuşmasam Sen’i, deliririm peşinen, peşinden ölüm gelse, hoş gelir gözüme görsem Sen’i öncesinde. Öylesine deli-divaneyim, böylesine hastalığa, Sen’in gibi ilacı yaratan ancak İlah’tır.

Anlamadın değil mi? Diyorum ki, mucizeyi gördüm, mucizeyi öptüm, mucizeye dokundum.

Hikayemin acıklı yanlarından biri de, bulutların olmamasına rağmen gökyüzünün karanlık ve gürültülü olmasıydı. Gözlerinden alırken güneşi, bende hava kasvetli.

Sanki yazacak her şey parmaklarımda düğümlenmiş gibi. Bu neyin düğümü? “Çözülmez ya kaderin ördüğü.” ondan mıdır?

Şimdi yine anlamadığın saçmalıklardan;
Oğuz Aşk’a ince ilmek örtü, kalbi nice atan ölümlü, ölümü görse gözü, yine de gık etmez sözü. Öyle candan Sana can, tabiat ananın koynu uyusam göğsün…

İki kalbin arasına sıkışmış bir yavrucak uyuyor kollarımın ağırlığında, gün batarken tüm ihtişamını bir kenara bırakıp Sen’sizliğe, sıcak rüzgarlarını yüzüme vuruyor. Bense tüm bu Sen’sizliğe vurdumduymazım. Duymadım Sen’i benden çok özleyeni henüz, görmedim Sana benim gibi bakanı henüz. Henüz vakit var ama biraz dar, zamanın koridorlarında savruluyoruz bir o yana, bir bu yana. Oysa ne vardı şimdi gamzelerinde ölsem?

Yeni bir sigara yakıp üflüyorum gökyüzünün temizliğine…

Sen, bilmiyorsun, Sen görmüyorsun…
İçinden çıkılmaz bir hal aldığında gelmek, gitmek…
İçinden çıkılmaz husus dünyaya gelmek, gitmek gibi madem,
içimden çıkamazsın ölsen de, öldürsen de, Sana geldim ve gitmiyorum. Madem gitmiyorum, birazcık kalsan ya dünya vaktiyle…

Vaktiyle bir kurt hikayesi dinlemiştim, kırmızı başlıklı bir kızın önünü kesip, nereye gittiğini soruyordu, sonra babaanesini yeyip, yerine geçiyor, sonra kızı yiyordu… Oysa, önce kızı yiyebilir sonra da babaanesine gidebilirdi. Biraz saçma, sonra çok saçma…

İşte Aşk bu denli saçma, neden şimdi çıkıyorsun ki karşıma? Öyleyse ben neden şimdi Aşık oluyorum ki? Eğer bu imtihan ise, çok ihtimamlıydım, kazanmalıydım… Bunu kaldırabilmek için Allah Aşk’ı yarattı demek, o yüzden dayanabiliyorum demek. Ama tükeniyorum. Vaktim az, bunu Sen’de bil istiyorum.

Oğuzhan Deniz * Bendeniz / Tükenirken Kelimeler