Kabir Alemi Nedir?

Kabir insanlar artık hayati işlevlerini yerine getiremez bir hale geldiklerinde onları dini bir törenle toprağa yani maddenin yeniden dönüştürücüsü olan değirmene defnedilmesidir. Topraktan nasıl beslendiysek, ölüm neticesinde defnedilen insanlardan bu besinleri bir nevi geri almak için toprak yeniden bizimle iş birliği yapar.

İslamiyete göre ki yani gerçeğe göre, insanlar öldükten sonra toprağa koyulur ve zamanı gelince belirli bir biçimde yeniden yaratılışla kaldırılır yani diriltilirler, daha sonra ise Rabbimizin huzuruna hesap vermeye gideriz, ya da götürülürüz.

Elbette elimizde kesin kaynak olan Kuran-ı Kerim’e göre söylemek gerekirse, kabir ile ilgili daha doğrusu kabir içerisinde ki yaşam ile ilgili pek bir şey söyleyemeyiz.


Öncelikle ayetleri ve onların mantığımıza göre açıklamalarını ele alalım;

Onlardan ölen hiçbir kimsenin cenaze namazını kılma ve kabri başında dua etmek üzere durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar ve yoldan çıkmış olarak öldüler. (Tevbe Suresi – 84’üncü Ayeti )

Yukarıda, savaşa katılmayan kimselerden bahsedildikten sonra onların cenaze namazları ve kabirleri başında dua edilmemesi gerektiğini görmekteyiz. Yani Allah yanında değil de karşısında duran bir kişinin ”Cenaze Namazı”nın kılınmayacağı gibi kabirleri başında yani mezarları başında da dua edilmemesi gerektiğini anlıyoruz.

Bu ayet bize aynı zamanda ”Kabirlerin başında dua edilebileceğini” de anlatıyor. Elbette burada ölüden çok kişinin kendine pay çıkarması ve ona göre Allah’a dua etmesi gerekiyor.


Görenle görmeyen (âma) bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık, gölge ile sıcak, dirilerle ölüler de bir olmaz! (müminlerle kâfirler bir olmaz). Allah, dilediğine hakkı işittirir, Sen kabirde olanlara sesini elbette işittiremezsin. (Fatır Suresi – 19-22’inci Ayetleri)

Yukarıda, önceden peşin hüküm vererek Allah’ın dininin gerçekliğine inanmayan ve onunla dalga geçenlerden bahsedildikten sonra ”Kabirde olanlara” Peygamberimizin sesini mezardakilere işittiremeyeceğini söylemekte Rabbimiz.

Bu ayet, bir önceki ayet ile çelişiyormuş gibi görünse de aslında herhangi bir çelişki yoktur. Tevbe Suresi – 84’üncü ayette dua etmekten… Fatır Suresi – 19-22 ayetleri arasında ise mezarda olanlara bir şeyler söyleyip de onların işitemeyeceğini belirtilmekte. Yani kabir de olan birisi için Dua edebiliriz ancak ona herhangi bir işi emredemeyiz ya da ölmüş olan birine arttık iman ettiremeyiz.


Sura üflendi, “Kalk!” borusu çaldı!.. İşte mezarlarından kalkıp, Rab’lerinin huzurunda duruşmaya koşuyorlar. (Yasin Suresi – 51’inci Ayet)

Yukarıda, Peygamberimizin, Allah’ın vaad ettiği dirilme gününe isyan eden ve inanmayan kişilerden bahsedildikten sonra ”Sura Üfleniş” yani kalk borusunun çalınmasından bahsediliyor. Bu boru hakkında hadis rivayetlerinde bolca bahsedilmektedir ama Kuran’dan referans alarak ilerlemek gerekirse toplamda 3 defa üfleneceği belirtilmektedir. İlk iki üflemede Allah’ın diledikleri hariç her şeyin öleceği ve yok olacağı belirtilir. Üçüncü üflemede ise Kabirlerde yatan kişilerin kalkıp Rabb’lerine koşacağı belirtilir.

Bu ayet, bize Allah’ın müdahalesi sonucu herkesin öleceğini ve daha sonra yine Allah’ın müdahalesi neticesinde herkesin dirileceğini belirtmektedir.


Gözleri korkudan önlerine eğildikçe eğilmiş, dehşet içinde mezarlarından çıkar, yayılmış çekirgeler gibi her tarafı dalga dalga kaplarlar. (Kamer Suresi – 7’inci Ayet)

Yukarıda, inanmayanların kendi hallerine bırakılmalarından bahsedildikten sonra kabirlerinden yani mezarlarından çıkıp, şaşkın şaşkın etrafa bakanlar ve bölükler halinde belirtilmeyen bir ova ya da benzeri bir düzlükte toplanacağı belirtilmiştir.

Bu ayet, bize yine diriltilmekten bahsederken diriltilme gününün korkunç bir gün olduğu ve insanların kaçacakları bir yer aradıklarından bahsetmektedir.


Ey iman edenler! Allah’ın kendilerine gazab ettiği bir güruhu dost edinmeyin.Onlar ki ölüp kabre giren bir kâfir nasıl âhiret mutluluğundan ümidini kesmişse, kendileri de âhiretten öyle ümitlerini kesmişlerdir. (Mümtahine Suresi – 13’üncü Ayet)

Yukarıda, kafirlerin ölen birisinin nasıl geri gelmeyeceği, nasıl tekrar dirilmeyeceği hakkında kesin bir bilgi ve inanış içindelerse artık Peygamberin bahsettiği din ve gerçekler hakkında aynı bu şekilde ümitlerini kestiklerinden bahsediyor.

Bu ayet, bize ”Kabir içerisine giren bir kişinin ahiret mutluluğundan yararlanamayacaklarını bildikleri kısmen belirtiliyor.” Yani kabirde yani mezarda kaldığımız süre boyunca cehenneme ya da cennete gideceğiz bilgisinden mahrum olsa bile kendi yaptığı işler neticesinde nereye gideceğini kestirebiliyor ve o nedenle Allah’tan ümidini kesip, keşkelerle avunuyor şeklinde anlayabiliriz.


O gün onlar kabirlerinden çıkıp sür’atle sanki bir hedefe varmak istercesine koşarlar. (Mearic Suresi – 43’üncü Ayet)

Yukarıda, Rabbimiz yine dine inanmayanların, inanmayışlarıyla birlikte yaşamaları için Peygamberimize ”Bırak onlar oyalansınlar” dedikten sonra dirilme günü geldiğinde kabirlerinden çıktıktan sonra sanki bir hedefe varacaklarmış gibi koşacağından bahsediyor.

Bu ayet, bize gündelik yaşantımızdan örnek vererek sanki çok önemlilermiş gibi peşinden koşup durduğumuz şeylerin aslında bir önemi olmadığını da vurgulamakta ve alışılagelmiş olduğu gibi mezarlarımızdan çıktıktan sonra aynı şaşkınlıkla bilip, bilmeden bir yerlere koşacağımızdan bahsediyor.

Ayrıca – Abese Suresi 21’inci Ayet, İnfitar Suresi 4’üncü Ayet, Adiyat Suresi 9’uncu Ayet, Tekasür Suresi 2’inci Ayetler de Mezar – Kabir’den bahsetmektedir. Bu ayetlerde de yine Kabir hayatıyla ilgili bir detay olmazken, ”Mezaraya koyulmak ve oradan çıkarılmaktan” bahseder, ikisinin arasına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.


Ölüm, ikinci defa anne karnı gibidir.

İlkinde nasıl annelerimizin karınlarından çıkıyorsak, ikinici defa da toprağın karnından çıkarılacak ve Rabb’imizin huzuruna gideceğiz. Bunun yani diriltilmenin evreleri hakkında kesin bir bilgimiz bulunmuyor, kimi alimler ”meni yağmuru yağacak” demişler, kimi alimler ise ”bitki gibi topraktan filizlenerek” tekrar diriltileceğimizi belirtmişlerdir. Bunlara Kuranî bir referans getirmemiz zor. Ancak elbette Kuran’da olmayan bir şeye kesin olarak yok demek olamaz, eğer kabir hayatı varsa ve bu kabir içerisinde bekleyişte bir azab ya da ferahlık olabilir.

Şimdi mantığımızı da çalıştırarak kabir içerisinde diğer ayetlerden örnekler getirelim.

Demin örneklerini verdiğimiz ayetlerde, mezarlardan yani kabirlerden çıkıp ”şaşkınlıkla Rabblerine” koşarlar ifadesi yer almaktaydı. Eğer kabir de bir hayat olsaydı, muhtemelen uyanılacağınında bilgisi olduğundan şaşkınlıktan ziyade korku dolu bir hal içerisinde olunurdu ki bu korku ile ilgili demin verdiğimiz ayetler içerisinde de yer almakta.

Rabb’imiz ölülerin ne olacağı hakkında ayeti;

Ama (gerçek koruyucu) Allah, insanların ruhlarını ölümleri sırasında, ölmeyenlerin ruhlarını ise uykuları sırasında alır. Hakkında ölüm hükmü verdiği rûhu tutar, vermediği rûhu ise belirli bir süreye kadar salıverir. Muhakkak ki bunda, düşünen kimseler için alacak ibretler vardır. (Zumer Suresi 42’inci Ayet)

Yukarıdaki ayette ölen kimselerin ruhlarının Allah’ın yanında kendi katında olacağından bahseder. Bu kabirdeki bedenler için ise bir tezat değildir. Yani eşleşme vakti geldiğinde, dirilme vakti geldiğinde her ruh yine yer yüzündeki bedenine intikal edebilir. Yine uyuyanların da ruhlarının alındığını ancak uyanmaları esnasında geri verildikleri belirtilmektedir.

Rabb’imizin hesap günüyle ilgili ayetleri;

Kuran-ı Kerim’de binlerce yerde hesap gününden bahsedilir, hesapların eksiksiz, kesinlikle ve kesinlikle tam hakkıyla görüldüğü günden bahsedilir. Yani bir kimse öldükten hemen sonra cezaya ya da refaha çarptırılacağından direkt bahsetmez, hesap gününün geleceğinden ve o hesaplaşmadan sonra herkesin hak ettiği yere gideceğinden bahsedilir.

Hal böyle olursa eğer, kabirde bir azap ya da refah durumu görünmüyor gibi, yine de en doğrusunu Allah’ımız bilir. Çünkü diğer ayetlerinde ”Şehitlerin ölümsüz olduğundan ve Allah katında nimetlendirildiklerinden bahseder.” Ancak bu yine de kabir alemine ilişkin bir ayet olmasa da delil niteliğinde olabilir.

İnsanlar henüz hesapları görülmemişken Allah tarafından herhangi bir cezaya ya da refaha çarptırılmazlar, çünkü netice tek tek insanlara gösterilecek ve bu işi niçin yaptın şeklinde sorgulanacaktır. Sadece kötü işler için değil, güzel işlerin de sebepleri sorulacaktır. Çünkü sırf gösteriş olsun diye yapılan iyiliklerin pek bir hükmü olmayacağı kanaatindeyizdir genelde.

Ölüm, Beden Elbisemiz olan şu anki maddelerle bir araya Allah’ın kudretiyle ayakta duran omurgamıza bağlı olan etedir. Ruh’a ölüm yoktur. Ruh ebediyen yaşayacaktır bu imtihan neticesinde, elbette Allah yok etmek istediğini yok edebilir. Bunda hiç şüphe yoktur.

Kabir alemi bir nevi bedenlerimize tekrar giydirilene kadar bekletilen yerdir. Aslında bir şube gibi düşünebiliriz. Yoksa denizde boğulanlar ya da yanıp da külleri rüzgarla dört bir yana dağılanların kabirleri yoktur o halde onlar kabirden çıkmayacaklar diyemeyiz.

Bu konu hakkında Rabb’imiz bize az bilgi verdiği için kesin ve en doğru bilgi Allah’ın katındadır. Kabir azabı yok diyerek gizli olarak var olan bir şeyi kesin bir şekilde yok sayamayız, ayrıca Kabir Azabı için alınan ve Kuranî değerlerimize ters düşmeyecek şeylerle amel etmemizde herhangi bir sakınca yoktur.

Örneğin kabir azabının en büyük getirisi olan üzerine idrar sıçratmak durumunun temizlik açısından sakıncası vardır. Yani üzerimizi temiz tutmak İslamın getirmiş olduğu en büyük güzelliklerdendir. O nedenle her daim temiz ve güzel kokmak dini bir görevdir bizim için.

Yine kabir alemi herhangi bir zamana tabii değildir, yani ölen kimse kalktıktan sonra bilmem kaç yıldır bekliyoruz şeklinde bir şey hissetmez, bunu Kuran’da çok net görebiliriz, hatta ”Kim kaldırdı bizi yatağımızdan.” şeklinde bir ayetimiz de mevcuttur, yani kişi uyandığı zaman bunu diyerek neyin olup bittiğinin farkına varmaya çalışacaktır.

Elbette yine de Allah ölen bir kişinin ruhuna azab etmek isterse, çok rahat bir şekilde edebilir, kimin de refaha yani güzelliklere erişmesini isterse sadece OL demesi yeterlidir.

Kabir Alemi için kabir azabı vardır ya da kesin bir şekilde yoktur diyemiyoruz. Ancak kabir de kalmaktan ve oradan çıkıp tekrar Rabb’imize gitmek şüphe götürmez bir gerçektir.

En doğrusunu Allah bilir.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir