Kesinlik… nedir kesinlik?

Kesin olan şey, geri döndürülemez, aksi söylenemez ve zıttı olamaz şeydir. Yani bir bardağın içinde su olduğunu söylerseniz bu söyleme şeklinize de bağlı olarak kesinlik atfeder. Yani bardağın içinde su var dediyseniz o bardağın içinde su vardır. Ve dışında su yoktur manasına gelmediği gibi, içinde su yoktur manasına kesinlikle gelmez. O bardağın içinde mutlaka su vardır.

Değinmek istediğim de buydu. Yani insanlar kendilerince kurdukları düzenlerde, okudukları ve yazdıkları kitaplarda kesinlikten o kadar eminler ki, kesinlikle ve kesinlikle söyledikleri şey ”kesin.”

Nuh Peygamberi hepimiz tanırız… yakınlarda bir de filmi çekilmişti. Hatta youtube.com sitesinde paylaştığım bir kısa bir kesiti izleyebilirsiniz.

Kuran-ı Kerim kitabımızda Nuh Peygamber ile ilgili bir kıssa anlatılırken orada kesinliğe dair çok büyük bir açıklama yer alıyor. Öyle ki her insanın yapması gereken şey…

-Ya Rabbi, ben onları gemiye alırken Sen bana ailemden herkesin kurtulacağını söylemiştin, elbette boğulan oğlum da benim ailemdendi, öz evladımdı.

-Ey Nuh, o temiz bir iş yapan kimse değildi, bunun hakkında senin bir bilgin yok, o senin ailenden değildi, sakın bir benden bir daha ”hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi isteme” cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum…

-Hakkında kesin bilgim olmayan bir şeyi istemekten Sana sığınırım ya Rabb. Eğer beni affetmezsen, bağışlamazsan, kaybedenlerden olurum.

Yukarıdaki bahsedilen ayetler Hud Suresi -45-47- arasındaki ayetlerdir. Benimse burada değinmek istediğim nokta, Allah-û Teala hazretleri ile Nuh peygamber arasında ki geçen konuşmanın ciddiliği. Yani Allah Hud Suresi 46’ıncı ayette, seçtiği, beğendiği bir insanı, biraz da azarlar nitelikte yanlış bildiği bir şey hakkında kendisinden bir şey istememesini söylüyordu. Şimdi, ”Nuh Peygamber” için Kuran-ı Kerim’de bir sürü yerde, iyi, güzel ve çok şükreden bir kul olduğunu yazan ayetler var… yani diğer insanlardan Takva olarak üstün olduğu aşikar belli, zaten öyle olmasa Allah O’nu Peygamber seçmezdi.

Tekrarlamak istiyorum, Allah’ın 46’ıncı ayetinde baz aldığı kişi ”Nuh Peygamber” yani sıradan bir insan değil… Peki peygamberlerin bile bu şekilde bir istekte bulunmasını Allah Teala Hazretleri doğru bulunmuyorken, takva yönünden, peygamberlerin yanından bile geçemeyecek olan bizler ne yapacağız? ”Kesin bilgin olmayan şeyi benden isteme!” çok derin bir itham.

O halde burada kesinliğin çok büyük önemi var. Özellikle din konularında. Şimdi sağda ve solda din adına konuşan kişiler, Peygamberlerimiz hakkında anlattıklarının kesinliğine tam emin mi oldular da bu kadar kolay yorum yapabiliyorlar da üzerinde tartışıyorlar?

Birbirlerine reddiye yaparak günlerini geçirirlerken bu ayeti okumuyorlar ve ders çıkarmıyorlar mı? Nasıl olur da şahsiyetleri burada değilken, hakkında konuşurken kesinlik atfederler? Benim konuştuğum bir kişi, benim dilimden söylenenleri birebir bir başkasına aktarırken kesin konuşabilir, ancak birebir duymadığımız bir şeyi nasıl kesin olarak emin olarak anlatabilir ve insanların bunlarla ilgili inançlarına dair hususlarda kural koyabiliriz?

Amacım, peygamberlerin ve ya bahsedilen öğretilerin kötü olduğunu belirtmek değil, sadece akilane olmadığını anlatmak, akilane derken burada bahsedilen öğretilerin yalan olduğu kanısına varılmasın, sadece kesinlik atfedemeyeceğini anlatmak istiyorum.

Yarın uyanmak üzere yatağımıza yattığımızda kalkacağımız kesin olmadığı için ”Allah’a Sığınmak” gerekir ve yapacağımız herhangi bir iş, herhangi bir eylem için de aynı şey gerekli. ”İnşAllah” dememiz gerekir. İnşAllah kelimesi, Allah dilerse demektir. Ve bir saniye sonra ne olacağından bihaber olan bizler bunu kesinlikle aksatmamalıyız.

İstediklerimiz hakkında yukarıda bahsedilen ayetler birer ölçüdür, bu ölçü kıvamınca konuşur ve eylem gerçekleştirirsek, davranışlarımızın tutarlılığı artacaktır.

Selam ve sevgiyle.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir