Kızgınlık ve Kırgınlık

-Evet, başlayalım, nasıl hissediyorsun kendini?

Merhaba, hoş geldin demedin…

-Bu gün biraz yoğunum ve zamanım az.

Anlıyorum.
Ve aslında bana söylemesen de henüz veya benim duymadığım bir şekilde söylediğin için henüz duymasam da anlayabiliyorum doktor hanım.

O yüzden anlıyorum.
O yüzden öğreniyorum.

Bazen herkese haksızlık ettiğimi düşünüyorum. Kendime bile üstelik. Ama mesele sanırım hiçbir zaman kendim olmadı. Çünkü bu sistemin içinde dönüp, dolaşıp, yine kendime, kendi içime dönmekten bıktım sanırım. Bütün insanlığın sorunlarını kendi sırtıma yükleniyorum, nerede bir dert varsa balıklama dalıyorum. Çünkü ruhum karanlıktan besleniyor ve insanların duymak istemediği efsanevi sözler yazmak, söylemek ve onların gözlerini açmayı istiyorum.

Çünkü bu karanlığı, karamsarlığı tek başıma kaldıramıyorum. Benim sorunum bu doktor hanım. Salt bakamıyorum. Bakmak istiyorum ve hatta bir süre öyle de bakıyorum, öyle davranıyorum ama neden sonra tekrar eski halime dönüp, televizyonların temaşasından, gereksiz ve haksız rekabetten hırslanıp, insanların kandırılmalarına göz yumamıyorum. Burada olmak ve olmamak arasında emin ol benim için hiçbir fark yok. Sana bunları anlatmak ve anlatmamak arasında hiçbir fark yok. İnsanlara onların gözlerini açacak şeyler söylemek arasında emin ol, hiçbir fark yok, artık buna eminim.

Önceden şu saçma sapan şiirleri yazar ve kendimi biraz da olsa avuturdum. Ne yazık ki, şiir yazan yanımı öldürüp birkaç parçaya böldüm, artık hayatın o bölümünde de paramparça, parçapinçiğim anlayacağın.

Sana ve başka herkese anlatmak istediğim şey aslında zorunluluklarımızın olduğunu sandığımız şeylerin çoğunun gereksiz ve aptal-saptal şeyler olduğuydu.

Biliyor musun artık anlıyorum ve artık öğreniyorum. Bunları anlamak ve öğrenmek kalbimi taşa çeviriyor ve ben korkuyorum. Korktukça içime siniyor ve üzülüyorum. Aslında kimsenin umurunda değil sokakta kalanlar, fakir olanlar ve yaşanacak yer bırakmadığımız hayvanlar. İnsanlık olarak yaşamaya değer gördüğümüz sadece kendimiziz ve başka tüm hayatlara yaşama fırsatı vermemekte kendimizi haklı görüyoruz ve ben artık sisteme asi değil, sistemden biri oluyorum ve bu beni çok korkutuyor, ürkütüyor.

Bak tüylerim ürperdi şimdi. Anlamadığınız yer işte burası. Anlatmak zorunda değilim, bir ben yaşamıyorum bu gezegende… herkesin düşünmesi gerekiyor.

Beni, pahalı kıyafetler mutlu etmez ve gözüm yok, bir koltuk sevdam yok, insanların gözlerinde büyük görünmek gibi bir derdim de yok. Sadece şu s*ktiğimin uykusundan uyanmanızı istiyorum. Uyansınlar da kimse birbirini öldürmesin, kimse avutmasın kendini.

Anlıyorum doktor hanım, anlıyorum… artık vazgeçmem gerekiyor vicdanımdan, artık umursamamam gerekiyor kendimden başka hiçbir şeyi, önemli olmaması gerekiyor tüm bunların. Çünkü ben bunları umursayıp, bunların hakkında hiçbir şey yapmayanları umursamayarak doğru olanı yapmıyorum. Tek kaybettiğim insanlar. Sürekli kaybediyorum insanlarımı. Sürekli birilerinin kalbini kırıyor ve onları kendimden uzaklaştırıyorum. Ki zaten yakın olmalarını da istemiyorum.

Diyeceksin ki, topla pılını pırtını git o zaman. Gitmek istiyorum… gidemiyorum, çünkü esirlerim var, geride bırakamadıklarım var, bırakamayacaklarım var. O yüzden gidemiyorum. Oysa benim için çok kolay, herkesten, her şeyden soyutlayıp kendimi, bir dağın başında derme çatma bir kulübede yaşamak benim için çok kolay.

Biliyor musun doktor, muhtemelen ben öldükten sonra değerlenecek bazı şeylerim, anlattıklarım, tek kozum da o kaldı zaten. Hayattayken başaramadığım ne varsa onların öldükten sonra değerleneceğini düşünüyorum ve bunu da sadece düşünüyorum.

Ve özür dilerim… böyle davranmamam gerek, böyle olmamam gerek. Haklısın! Çünkü asl…

-Hayır, hayır... aslında doğruları söylediğini biliyorum, bu söylediklerini kime söylesen önce içine dönüp, geriye bakıp, terazi yapacaktır ama buraya kadar gelmişken geriye dönecek cesareti olmadığından sana karşı çıkacaklar ve söylediklerine katılmayacaklar. Bunu seninle son konuşmamızın üzerinden sonra düşündüm, az önce anlattıklarını vicdanıma söylemekten kaçınmıştım ama şimdi benden özür dilemek için anlattığın, seni mazur görmem için anlattığın bunca şey arasında kaybolduğumu fark ettim. Zaten fark etmiştim ama bu kadar net bir şekilde kendime itiraf edememiştim, kendime kabul ettirememiştim. 

Düşünsene, doğduğum andan itibaren bana öğretilen çoğu şeyi sorgulamadan kabul ettim, çok kritik şeyler dışında hiç kendime mahkeme etmedim problemleri, üzerini kapatıp geçtim veya üzerinde hiç düşünmedim bile belki de. Çünkü anlattıkların çoğu kişiye hastalıklı, karmaşık, kargaşa gibi görünse de ilk defa seni anladım. Ama kendime anlatamadım, çünkü ben 15 yıldan fazla okul okudum, son 9 senedir de buraya gelip problemleri olan insanlarla günümü geçirdim. Şimdi geçmişimde ki herkesi, her şeyi muhasebe edip çoğunu çöpe atmam gerekiyor. İşte korkutucu olan bu. İşte benim de tüylerimi ürperten bu. Doğruluğunu kabul ettiğim, sesimi çıkarmadığım ve hatta öylesine suçluyum ki bunca zamandır sorgulamadığım tüm bunlara nasıl da sarılmış ve görmüyormuşum, işte bu da beni korkutuyor. Ama ne yapmam gerektiğini bilemiyorum. Nasıl bir hafta geçirdiğimi tahmin bile edemezsin. Tahmin bile edemezsin kendime kaç defa "Olmak istediğim yer neresi?" diye sorduğumu.

Seninle ilk defa konuştuğumuzda gerçekten hasta bir zihne sahip olduğunu düşünmüştüm. Şimdi ise seninle konuşarak kendimi de hasta ettiğimi düşünüyor yada zaten hasta olduğumu ve iyileştiğimi düşünüyorum. Ama inan bana hangisinin doğru olduğunu bilmiyorum.

Bence kaybetmek önemli değil, bence düşmek önemli değil, hatta düştükten sonra kalktığın da çok önemli değil. Bu çağda, bu zamanda insanın derdi hiç eksilmiyor, üstüne üstüne ekleniyor aksine.

-Şimdi sana teşekkür mü etmeliyim, yoksa lanetler mi okumalıyım bilemiyorum, çünkü mutluluğumu aldın elimden. Belki sahte bir mutluluktu, belki kendimi kandırıyordum ama yine de mutluydum. Seninle konuştuklarımı düşündüm, ses kayıtlarımızı dinledim ve sonra neler yaptığını araştırdım ve ikimizin konuşmalarını yazıya döktüğün halini gördüm. Sonra okudum, sonra tekrar okudum, hepsini 10 dakika önce inkar ediyor ve saçma buluyordum. Şimdi ne yapacağımı bilmiyorum! Bence insanlar bu yüzden yanında durmak istemiyorlar, onların gözlerini açtığın için, onları saçma rüyalarından uyandırdığın için, çünkü rüya gerçek olmadığı için çok bir etkisi yoktur insan üzerinde, onlar senin o rüyayı bölmelerine kızıyorlar, sinirleniyorlar. Tıpkı şu an benim de olduğu gibi.

Mesela gözlerini açmış olmak bile artık sevinebileceğim şeyler arasında değil. Sanki yanıma yandaş arıyormuşum da zehirli fikirlerimi aşılıyormuşum gibi anlattın beni az önce. Ama ben öyle bir insan değilim. Çünkü anlam veremiyorum, anlamlandıramıyorum bir yemek programının insanlara salya akıttıracak kadar televizyonlarda gösterilmesine.

Evet doktor hanım, sanırım kendime kabul ettiremediğim şey bu, ben her şeyi anlamlandırmaya çalışan bir mantık budalasıyım. Bulutların, mevsimlerin ruhuma bir anlam verdiği üzerinde düşünüp, saçmalıyorum, bu yüzden bulanın tekiyim.

-Hem haklısın, hem haksız, bize verilen şeylerin tamamına böylesine sorgulamadan amaçsızca sarılmamız senin suçun değil, bunları görmek isterken aslında görmemiz gerekenleri göremememiz senin suçun değil. İşte, şimdi tam olarak da senin yüzünden bir sonraki seansa gereksiz bakıyorum, şimdi çantamı toplayıp, senin gibi gitmek istiyorum ama yapamıyorum. Tıpkı senin gibi yapamıyorum. Vaktimiz doldu ama ben bu akşama, yarına akşama kadar seninle bunları tartışabilirim. Ama yapamıyorum.

Senin içinde bulunduğun durumdan dolayı bunu yapmana imkanın bulunmayabilir ama yine de benden bir fazlan var, senin sözünü dikkatle dinleyip, anlayıp, önemseyecek insanların olabilir. Artık bu bilinçle onlara yardım edebilirsin.

-Yine de artık burada olmak istemiyorum.

(…)

-Geldiğin için teşekkür ederim. Sonraki seanslara gelmek istemiyorsan seni anlar ve suçlamam. Bu kontenjanı dolduracak başka birisini yönlendirebilirler. 

(…) İşte, yine ayrılık zamanı.

-Hayır, gelmek istemediğin için söylüyorum, artık gelmek istememene anlam verebiliyorum. 

Teşekkür ederim. Hoşça kal.
Ve son olarak şunu söylemek istiyorum. Bizim gibi insanların hikayeleri hayatın belli noktalarında kesişmiş olsa da ve hüzünle de bitmiş olsa da onur ve gurur verici olur.

-(...)

#OD – 7 | Seans 16

Oğuzhan Deniz

Oğuzhan Deniz Kimdir?

1989 Mayıs 19'da, İstanbul/Üsküdar da doğdum ve yaşıyorum. Aslen Samsun/Çarşamba'dan geliyorum. 12 Yaşından bu yana saçmalıyorum. Saçmalıklarımdan bazıları aşağıdaki gibi.

Eski Ahit:
Lehçe-i Tefrik-2002
En Karanlık Dönem-2002
Divân-ı Derûn-2002
Bân-ı Bed-2002
Kâtib-ûl Cefâ-2002
Ziyân-ı Bed-2002
Bed’in Sandığı-2002
Yağmur Ağacı-2003-2004
Aşk Gölgesi-2004-2005
Terk Edilme Mevsimi
Kalp Belası
Aşık İhtimali
Yağmur Kuşağı
Aşk Tüccarı
Canlı Anestezi

#OD:
Yangın-2015
Ölüm Çıkmazı-2015
Yaratıcıya Mektuplar 2015-2016

Hz Allah:
Allah’u Teala Hazretlerinin her bir ismine yazılmış 99 tenzih niteliğinde şiir. 2007-2016

Şiirsel Yatalak
2005-2016

Yeni Ahit:
Alev-2015
Camdan Kafes-2015
Hengâm-2015-2016
Kahve Etkisi-2016
Od-û Gazel-2016
Mütebâki-2016
Şûrîde-2016

Kitapları:
İkimiz 10 Mayıs’tan Sonra
Benim Hayatım
Dünya Yalnızı
Ölememek-1(Louylvel)
Ölememek-2(Yeşil Ay)
Sorgu
Yağmur ve Bulut
Kiracı
KurtAdam ve Kıvırcık Saçlı Kız
Tespit
Aslında Aşığım Kitap Versiyonu
Alev
7

Gelecek Ahit
[ - ]

Bunun dışında sandığınızın aksine;
Kelimelerin gücüne inananlardan… çünkü kainatın efendisi Hz Allah kelimelerle iletişim kuruyor. Bunun için kelimelerin bir değeri olmalı. Kelimeleri sese dönüştürebilen zihnimin ses tellerine olan hakimiyetindendi her şeyin aşikâr ortada oluşu. Ve böylesine güzel bir kainatın ihtimallerle gözlerini oyalayacak sebeplere ihtiyacı yoktur. O yüzden rakamları ve kelimeleri önemser. Aşk’ta kelimedir, kimine göre matematik, işte bu yüzden her hissin başında gelir. Ne güzel de gelir. Geldiği gibi kolay değildir gidişi… gitmesini istemeyiz zaten baş ucumuzdan… uykusunu Yaratan’ın verdiği, uyanırken Ruh’unu ne ilimle tekrar-tekrar bahşettiğini bildiğindendir Aşk’ı… ve Aşk, erişilmez olana aitti, o yüzden Aşk’tır zaten adı, erişilemeyeceğinden. Kimsenin O’na benzemediği, her şeye ilim ve kudret verdiği, her türlü eksiklikten uzak olana Aşık olunmalıydı… bunu anlatmanın kolay yolları vardır ama zor olan, aynı yöntem ile tekrar tekrar anlatmaktır Ruh’un bahşi gibi. Binlerce sene anlatsa da O’nun hakkında hiçbir şey anlatmamış sayılır. İşte bu yüzden kelimelerin ölümsüzlüğüne inanışı. Öyle derin bir inanışa yolculuğunun eserleri tüm yazdıkları. Bu yüzden karmaşa dolu, kainatın kusursuzluğunun üstünde bir kusursuzluğa sahipten öte kimdir mükemmeli? Tenzih etmek bile küstahlıktır böylesi Zaat’a… öyle merhametli bir Zaat ki, kullanılan ne kadar kelime varsa, kötü olanlarından yine o Zaat’a sığınıp af diliyor. İyi olanları için merhamet dileniyor… evet evet, bildiğiniz dilenmek… dilenilmesi gereken tek Zaat’a. Şükürlerin tek sahibi ve kalplerin kudret elinde olan Zaat’a… o yüzden,DELİRMEK DEĞİL BU YAPTIĞIM… DİRİLMEK.
Yeniden dirilmek bu yaptığı, ruhunu öylesine diri hissettiği anların tümü. Karşısında hiçbir hükmü olmadığından sözü karışık ve kargaşa içerir. Neyin gerçek, neyin yanlış olduğunu öğrendiği kainatın bir parça Dünyasına tamahsızlık tatminkârlığına ilelebet yürüşüyle.

****

Bendeniz Oğuzhan Deniz

Birçok söze böyle başladım, Aşk’la bitirdim.
Aşk bitmeyeceğinden, Aşk’a gönüllü yürüyen ölümlüyüm.
Karamsarlığımın narin dizeleri… dizlerinde yara bere…
Onca sahteden uzaktayım.
Kendi kasabamdayım.
Günahlarımdan geçebilir miyim sıratı?
Suratımı görebilseydim keşke o an… yüzüm dargın aynalarıma.
Sonsuza kadar görebilecekmişim gibi dünyayı, öncesizliğime aldırmadan.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok söze böyle başladım, Aşk’la bitirdim.
Yazabileceğim en manidar şey oydu çünkü.
Ne gariptir, ben gibi binlerce Aşık silindiler yeryüzünden, sadece söyledikleri kaldı, ona rağmen Aşk’a dair söylenecekler bitmedi.
Bitmeyecekmiş gibi gördüğüm dünyadan, öncesizliğime aldırmadan Aşığım.
Bu tuhaflıktan irkilip, gözlerimi görünmezin merkezine iliştirebiliyorum.
Ve görüyorum karanlıkları, masumluğumu kaybettiğimden beri sırtımda günahlarım.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok söze Aşk’la başladım, mutsuzlukla bitirdim.
Oysa…
En sevdiğim iki bitki, çay ve tütün… Tuhaftır, ikisi de kanser eder, ciğerimse aldırmaz buna.
Ne tuhaftır, hiç bitmeyecekmiş gibi söyleyeceklerim.
Ne tuhaftır, içim dökülmek ister yerlere, dağılmak ister sağa sola.
Mutluluktan nefret eden ama mutluluk arayan adam gibi.
Ne gereği varsa her şeyin, o yüzden buradayım ve adım Oğuzhan Deniz.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok sözü gecenin uçsuz bucaksız karanlığında yazdım.
Saat 03:10 açım.
Sırtımda nefsim, ağırlığını hissedebiliyorum, doğrulardan vazgeçip dinleniyorum yanlışlarda.
Masumluğumu kaybettiğimden beri imkansızım…
Çocukluğumu geride bıraktığımdan beri aptalım.
Ne tuhaftır, çocukken bu halime özenirdim oysa.
Garip bir müziğin ahengine kaptırmış kendimi, karamsarlık ekiyorum sayfalara.
Ne gereği varsa mutluluğun, işte o yüzden mutsuzum.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok sözün sahibiyim ve kelimelere sığındım… kurşun bir kalemin tükenmesi gibi tükeniyorum.
Hiç anlaşılmayacak filmler gibi, anlamaya çalışıyorum hayatı.
Oysa ömrümün en kış günündeyim.
Hava soğuk, nefesim havaya kafa tutarcasına gökyüzüne uzanıp kayboluyor.
Şairliğimden utanıp, onca kelimeyi boca ettim sayfalara.
Ne tuhaftır, bazılarını bende anlamıyorum.
Ona rağmen yazıyorum ve buna rağmen anlayamıyorum.
Ne gereği varsa kalemin, kağıdın, o yüzden buradayım ve bendeniz Oğuzhan Deniz.

Hitabet-i Bediî