Orada Bir Yalnızlık

Biliyorum, aptalın tekiyim. Sen de biliyorsun bunu! Hatta bazen onaylıyorsun ne kadar aptal olduğumu…

Yine de, evet buna rağmen karamsarlığımın ince narin dizelerinden biraz saçmalayıp, yarına uyanma dileğiyle uykuya sızacağım! Üstelik, hiçbir kabahatimin olmamasına rağmen yalnızlığa terk edildiğim şu garip dünyandayım. Evet, suçsuzsun ve her zaman suçsuz kalacaksın. Kimsenin tahmin bile edemeyeceği güzelliklerinin manzaraları varken zihnimde, hiç biri senin günahın değil.

Evet, sana dair ne varsa hepsi benim yüzümdendi!

Bir bulunup, bir kaybolan eşyalar gibiyim şimdilerde. Gittikçe uzaklaşıyorum İstanbul’dan, martılarımdan, onların çığlıklarından… kargalarla dolu bir memlekete gidiyorum. Arsız kargalar, balkonumun kenarında durup, sinsi-sinsi ve edepsiz-edepsiz beni izliyorlar sigara içerken. Ve öyle sinirliyim ki nedenini bilmediğim bir şekilde onlara, anlatması kolay ama uzun, o yüzden anlatmayacağım. Oysa martılar öyle değildir, biraz çirkeflikleri vardır ama genelde güzeldir, tüylerindeki griliklere hayran olabilirsin mesela veya sıcakkanlılıklarına…

Neyse, öyleyim işte… bir kenara atılmış, hatırlanınca 3-5 dakika yâd edilen, sonra eski tozlu rafına kaldırılan yada bir köşeye atılan bir eşya gibiyim işte. Belki de karamsarlığım o yüzden önümü göremeyeceğim kadar karartıyordur yolumu… Hoş, benim yolum da yol değil ama elimden gelenin en iyisi bu işte. Seni yazmak, sana dair şiirler savurmak şu gökyüzüne… Nasıl mı, şöyle; önce içini-dışını özlemle doldurursun, sonra o özlemi düşünür ve hasret yüküne çevirirsin, sonra hasreti kalbine iyice yaklaştırır ve kalbinin sesine kulak verirsin, sonra o sana ne diyorsa hiç düşünmeden yazarsın bir kağıda, sonra o kağıdı uçak yaparsın ve savurursun gökyüzüne…

Belki aşığın birine denk gelir veya belki aşağılamayı seven bir adamın diline dolanır, birkaç kişiye ulaşır sonra unutulur da gider.

Orada bir yalnızlık!

Aslında herkes yalnızdır ama buna dair en ufak bir fikrim dahi yok şuan… Buna rağmen bir çekiciliği var yalnızlığın, neden sevdiğimi de hala bilmiyorum üstelik. Tarif etmemi istesen, tek bir kelimeyle ve can havliyle “sensizlik” derim, bir çırpıda. Baksana, varlığına anlam katmayacak onca satır yazmama rağmen hala saçmalayacak bir şeyleri üretebiliyor zihnim kalbimin yardımıyla. Sen konusunda bir o kadar da erdemliyim aslında.

Gözlerinden düşmek acıtıyor. Tıpkı çok yükseklerden düşmek gibi. Üstelik tekerrür de ediyor ve bitmiyor. Bu acı beni öfkelendiriyor, bazen kızıyorum sana olmayışından dolayı ama “dünya telaşı” deyip avutuyorum sonra kendimi. Benden hiç haberin olmadığı zamanlarda bile özlüyorum seni. Öyle ya,Oğuz aşkın evidir, aşk, alevden bahçedir. demişti şair.

Şimdi dolu-dolu gözlerim doydu sensizliğe, şimdi kalbim yeterince sensiz kaldı, birkaç saat bile yeterli bunun için… ve öfkelenmeye devam ediyor göğsüm! Gözlerim, bir katilin maktulüne attığı acımasız bakışlarından atıyor etrafa. Sövüyor dilim, sayıyor ne var ne yoksa. Çünkü neden bulamıyorum olmayışına, bazen buluyorum ama çok saçma! Böyle saçma işte.

Sensizlik ve yalnızlık!

Ne tuhaf, sensizlik ve yalnızlık aynı anlama bürünmüş durumda. Ne betimlemeler var oysa dilimde, seni 2 milyon şekilde anlatır 4 milyon şekilde okurum ya işte aynen öyle. Senin bu saçmalıkları okumadığını bile bile. Umut bu yüzden güzel ve ne yaparsa yapsın kızamıyorum ona. Bazen günlerce aramaz-sormaz ve hatta aylarca uğramaz yanıma… buna rağmen önemser ve severim, çünkü o da beni sever. En dipsiz yalnızlıklarda sırdaş olur bana.

Bilmediğin öyle çok şey var ki zihnimde, ondan bir gram versem vazgeçersin tüm şu dünya telaşından… ben olur dolanırsın öyle yarım-yamalak dünyanın çarpık yollarında. Yollar seni hiçbir yere götürmez… Benim de özlemim beni sana getirmez. Ne tuhaf!

OD | Bendeniz * Şimdi saçlarından ciğerim dolana kadar kokladığımı hatırlıyor ve zamanı durduramayışıma yeniden sinirleniyorum.