Sabahın ilk ışıkları 06:01.

Yine uykusuzum… uyku ve uykusuzluk hastalıklarım. Kuşlar bile uyanmadı henüz ve bir çellonun tellerinde asılı kulaklarım.

Bu melodileri seviyorum, güzel hissettiriyor. İyi bir şeylerin kaldığından bahsediyor sanki. Soğuktan üşümüş burnuma dokunduğumda hissettiğim iyi sıcaklık gibi. Ya da ayaklarımı ısıtmak için bacaklarımın altına saklayışım.

Birazdan gün tam olarak ağaracak ve her şey uyanacak ölüler dışında.

Dükkanlar açılacak, fırınlar, pastahaneler ve börekçiler. Birinden girip iki tane poğaça alacağım ve dolmuşa yürüyeceğim.

Yürürken yine düşüneceğim… hep düşündüğüm gibi düşüneceğim. Dünyanın daha iyi bir yer olduğu hayalini kuracağım.

İnsanların birbirini kandırmadıkları, bankaların sanki bedavaymış gibi reklamını yaptıkları kredileri hacizle geri almadıkları. Öyledir çünkü, bankalar önce kredi vermek için işi kolaylaştırmak zorundadırlar, çünkü reklamı yapılan diğer dünyalarca gereksiz şey gibi.

Bir telefon alan kimsenin neden elindeki daha eskimeden bir üst modeli çıkınca gidip onu alması için neredeyse arabasını satacak ihtiraslı olması? Doğru ya, bir üst model.

Neyse, birazdan sabah olacak ve martılar ötmeye başlayacak, her zaman ki gibi gökyüzünde izleyeceğim onları, selamlayıp devam edeceğim yoluma, onlar gibi olmak isteğim bir kere daha boğazımda düğümlenecek. Öyledir çünkü, onlar gibi olsam uçabilir, çok uzaklara gidebilirdim, insanların olmadığı yerlere. Onların kirli simitlerine mi kaldım sanki…

Burası İstanbul, denizin artık temiz olmayan kokusu, kirli caddeleri ve insanların artık birbirine hiç selam vermeden yürüdükleri yer. Dolmuşların tıklım, tıklım dolduğu…

Erkeklerin kadınlara yer vermediği bir hale gelen İstanbul ve artık Sabahın ilk Işıkları. Sahte dilenciler yüzünden gerçekten ihtiyacı olan insanların ”sahtekâr” olarak yaftalandığı yer burası ve buradaki sabahın ilk ışıkları.

İnanması güç değil mi? 10 yıl öncesini hatırlıyorum da, bazı şeyler eskisine dönecekmiş gibi umut vaat ediyordu. Artık o da kalmadı. Herkes moda delisi oldu ve herkes artık dünyalıklara tamah eder durumda. Başka bir şey önemli değil.

Doğa kimsenin umurunda değil… onu kirletmek ya da kirletmemek nedir bilmiyorlar. Sadece giyim kuşamları önemli, sadece ilgi görecek görüşler önemli, çok şey bilmek önemli değil, az şey bilmek önemli, bilgi önemli değil sadece konuşmak önemli. Ezbercilik önemli… kaynak önemli değil, gelmesi önemli ve burası İstanbul’da ki bir Sabahın İlk Işıklarını yazdığım yer.

Oğuzhan Deniz * Sabahın İlk Işıkları

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir