Sana çok karamsar bir hikaye anlatayım.

Bendeniz, Sen’im Artık!
Birçok sözü, gecenin uçsuz bucaksız karanlığında yazdım.
Buna rağmen, bu gecenin de sabahını ümit ediyorum.
Yağmur çatıma düşüp, tentelerden melodisini söylüyor…
Ciğerimin bir kısmı tablada yine.
Evet, bu diyarın en sevdiğim iki bitkisi.
Başka bitki sevemem artık!
Zaman çok kısaydı ama bilmem kaç milyon saniyelik ömrüme denkti şu kainatın bacası.
Ay gökyüzümün alçısı, sakallarımdan is bulaştı pudrasına.

&

Güneşin gerçekten doğduğuna şahidim.
Gerçekten doğdu…
Güneşe gerçekten dokundum.
Güneş bana sarıldı.
Siz bilmezsiniz.
Buna rağmen ben yalnızım gecenin siyahında, bir onda yanlış değilim.

Bunu anlatamazsın,
bu anlatılmaz zaten,
anlatsan da anlamazlar zaten,
zaten anlaşılmayacak,
anlaşılmak çok gereksiz şu an zaten,
bu anın kıymetine bak…

&

Şiir faslını geçelim!

&

Hikayemin başka bir acıklı yanı da yanmış kalplerin olmasıydı. Aşkı tadacaklardı ancak zaman bitecekti. Neden bitmesin ki zaten? Neyin sonu yok ki zamanın olmasın?

Günlerden Perşembeydi. Takvimin 14‘ü. Güzel bir sima, sema peşinden sürüklenip dökülüyordu yeryüzüne. Yüzlerde hayret ifadeleri. Zihnimin içinde çalan bir şarkı vardı attığı her adımda.

Sonra oldu sonra, zaman geldi, gitti. Her zaman ki gibi. Bitecekleri takmış arkasına sürüklüyor… kimse farkında değil bunun. Gündelik işlerindeler, güçlerindeler gündelikçiler. Onlar gündelikçiler.

Ama ben fark etmiştim zaten! İlk ben fark etmiştim. Dua etmiştim. Sonra biri daha vardı… Boyu uzun, iri yapılı… ”O” çok kıskanırdı bunu. Tuhaftı… ben ikisine de bakmazdım aslında. Tebessüm ettirmekti amacım. Tebessüm ettiler. En güzel biçimde güldüler..

Zaman geldi yine, yine geçti…

&

Kızgın bir kırmızı kazağı vardır… Bazen agresif yürüyüp, yeri azarlar. Yüzüne boyalar sürüp kendini çirkinleştirir. Boyalar da bayram ederler… O’na dokunma şerefine nail olurlar.. Küçük bir aynası vardır, bakar oradan kendine. Sonsuza baktığından haberdar bile değildir.Onsuza” kim gitmek istemiş ki ayna kırılsın? Kim darılmış bir sözünden? Kimi gücendirmiş ki kimsesizlik de bundan küskün. Kimsesizlik evet, kimsesizlik hepten yalnız ”Onsuz”…

Kar yağmıştı bir defasında. Ona dokunup erimenin hazzını yaşıyorlardı. O fark etmiyordu ama O ne tarafa koşuyorsa kar taneleri de o tarafa savuruyorlardı kendini. Mesela O karlar üzerinde yürürken ayakkabılarından hiç ses çıkmaz. Bastığı yer de belli olmaz. Göremezsiniz…

Neden mi? Öyle narin yürür ki, yürüdüğü zaman, yer şükreder ezildiğine. Bazen de agresif yürüyüp, yeri azarlar. Bir de bir gülüşü vardır. Dünyanın öbür ucuna hayat verir. O güler, gülerken çıkardığı sesleri de seversiniz sonra.

&

Zaman geldi… zaman geçti… Geçmeyesice, geberisice…

&

Ilık rüzgarlar balkonun etrafında aç kurtlar gibi dolanıyordu saçlarına dokunabilmek için. Ellerinde çikolatalar vardı. Kahve eşliğinde yiyecektik. Aslında ben dahil her şey O’na eşlik ediyordu o an ama O yine farkında değildi.

Hani hayatınızın mutlu geçen günleri vardır ya, en mutlularından… O’nun yanındayken mutsuzluk gibi bir şansınız olmaz… Şansızlığınız olur hatta mutluluk.

Hatta şimdi hatırladım… O’nu anlatan kısa bir hikaye var!

&

Ve, (Devam Ede…)

Oğuzhan Deniz * Bendeniz / Şiir Faslını Geçelim!