Sıradan Hayatlar

İşte yine ben. Herkes gibiyim. Artık sen de herkes gibisin. İşte yine sen!

Nasıl oluyor da konu dönüp dolaşıp sana geliyor anlamıyorum. Sıradan bir gün, saat 12 ve ben sıradan bir çay içiyorum, sıradan bir sigara eşliğinde. Sıradan bir nefes alıp, üflüyorum duvarları isli odamda. Ve çok uzakları görebiliyormuş gibi dalıp gidiyorum uzaklara, dönemiyorum bir türlü. Birinin seslenmesi gerekiyor ya da sigaramın bitip parmağımı yakması gerekiyor.

Ama biliyorum, en az benim kadar senin de takıntıların var. Takvimin günlerine takılıp kalıyorsun, kendi uydurduğumuz takvimlere anlamlar yükleyip duruyorsun. Sıradan bir atasözü söyleyip, sıradan bir cevap alıyorsun. Sıradan bir yılda…

Buralara gelemediğim için üzgünüm Ahlâl’im, ahvalim pek iyi değil şu sıralar. Yazacak milyonlarca şiirim var ama yazmak gelmiyor içimden. Anlatacak o kadar çok şey var ki, bunları bir ateşin başında odunların çıtırtılarıyla anlatmak isterdim sana doya doya. Belki dizlerine yatıp, saçlarımla oynamanın getireceği uykuma hasretle.

Sıradan hayatlar içinde kaybolan önemli hayatlar bizimkiler. Hiç kimsenin umursamadığı şeyleri umursayıp, tuhaf anlamlar yükleyip, sonra o anlamlar altında ezilen hayatlar bizimkiler. Daha önce defalarca söyledim, neden ve nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde içimde bir ateş var ve bu yandığı günden beri sönmedi. Sönmeye niyeti yok ama uslanmayı başardı. Özellikle susmayı başardı.

Artık anlıyorum. Ben milyon şiir yazsam da hala en güzelini yazmak için çabalayacaktım. Sen ise bu şiirler arasında kendini kaybedecektin ve ben önemsizleşecektim. Oysa sükutun efsanevi bir tarafı var, gizemi var. Ve insanlar gizemli şeyleri çok severler. Gerçi hiç gizemli olasım yok, gerçi tek gizemli olmak istediğim de sensin. Tıpkı “Tek meşhur olmak istediğim sensin.” sözümdeki gibi. Nasıl da şairane ama şairi eksik bir cümle.

Artık anlıyorum. Muhtemelen emekli olduğumda, birkaç kuruş emekli maaşıyla işsiz güçsüz bir adam olarak dolanacağım dünyada. Davalardan elimi, eteğimi çekmiş olacağım. Belki babamdan kalan tespihim, yüzüğüm olur, onları takarım. Şuna eminim, hala burada olacağım, belki o zaman daha çok yazarım, belki gerçekten anlamlı mektuplar yazarım, belki yazdıklarımı sana ulaştırırım, yaşlanmış hallerimizle gençliğimizi yad ederiz. Hayatın neleri getireceğini bilemezsin ama getirdiği her şeyi götüreceğini bilirsin. İşte yine özlü bir söz ettim galiba. Yoksa bana mı efsanevi geliyor bunlar, bu anlamlar.

Bu gece sıradan bir yağmur var şehrimde, sıradan bir cama toslayıp, sıradan bir şekilde öldürüyorlar kendini. Sıradan hayatların hayatta kalması için. Bense bu cam kenarında sıradan bir sigara ve çay eşliğinde kendimi sıradan bir ölüme yaklaştırıyorum.

Artık anlıyorum. Aşık olmadığında, aşık olmak için aranıyor, aşık olduğunda aşkını anlatıyor, anlattıkça karşındakinin anlamadığını hissediyorsun. Ve her şeye sahip olmana rağmen her şeyden yüz çevirecek kadar da aptal oluyorsun. Aptallığına doymuyor aksine acıktıkça acıkıyorsun…

Bir üst geçit senin için anlamlı olabiliyor, bir kılıç balığına gülebiliyor ve soğuk sokaklara sıcak gülümsemelerle bakabiliyorsun. Vapur Dumanları, Yaseminler, Kasımpatılar çok uzun zamandır var olmasına rağmen sen ilk defa görüyormuş gibi bakıyorsun. Saatlerce bir bankta oturabiliyorsun mesela. Neyse ne! Yakalayamadıklarımızın peşinden koşmaktan kaçırdığımız hayatı göremiyoruz… Aklımız hep yakalayamadıklarımızda oluyor. Ah insan, ah… nasıl da Aşk’a göre yaratılmışsın. Yaratan ne güzel yaratmış seni Aşk’la!

Hiç tanımadığın birini görüyorsun ve artık onun yanında olmayışı huzursuzluk veriyor.

#Yasef | Sıradan bir hayatın sıradan bir aşkını yazan sıradan bir şairin sıradan şiirleriyle geçen kocaman bir ömür.

Oğuzhan Deniz

Oğuzhan Deniz Kimdir?

1989 Mayıs 19'da, İstanbul/Üsküdar da doğdum ve yaşıyorum. Aslen Samsun/Çarşamba'dan geliyorum. 12 Yaşından bu yana saçmalıyorum. Saçmalıklarımdan bazıları aşağıdaki gibi.

Eski Ahit:
Lehçe-i Tefrik-2002
En Karanlık Dönem-2002
Divân-ı Derûn-2002
Bân-ı Bed-2002
Kâtib-ûl Cefâ-2002
Ziyân-ı Bed-2002
Bed’in Sandığı-2002
Yağmur Ağacı-2003-2004
Aşk Gölgesi-2004-2005
Terk Edilme Mevsimi
Kalp Belası
Aşık İhtimali
Yağmur Kuşağı
Aşk Tüccarı
Canlı Anestezi

#OD:
Yangın-2015
Ölüm Çıkmazı-2015
Yaratıcıya Mektuplar 2015-2016

Hz Allah:
Allah’u Teala Hazretlerinin her bir ismine yazılmış 99 tenzih niteliğinde şiir. 2007-2016

Şiirsel Yatalak
2005-2016

Yeni Ahit:
Alev-2015
Camdan Kafes-2015
Hengâm-2015-2016
Kahve Etkisi-2016
Od-û Gazel-2016
Mütebâki-2016
Şûrîde-2016

Kitapları:
İkimiz 10 Mayıs’tan Sonra
Benim Hayatım
Dünya Yalnızı
Ölememek-1(Louylvel)
Ölememek-2(Yeşil Ay)
Sorgu
Yağmur ve Bulut
Kiracı
KurtAdam ve Kıvırcık Saçlı Kız
Tespit
Aslında Aşığım Kitap Versiyonu
Alev
7

Gelecek Ahit
[ - ]

Bunun dışında sandığınızın aksine;
Kelimelerin gücüne inananlardan… çünkü kainatın efendisi Hz Allah kelimelerle iletişim kuruyor. Bunun için kelimelerin bir değeri olmalı. Kelimeleri sese dönüştürebilen zihnimin ses tellerine olan hakimiyetindendi her şeyin aşikâr ortada oluşu. Ve böylesine güzel bir kainatın ihtimallerle gözlerini oyalayacak sebeplere ihtiyacı yoktur. O yüzden rakamları ve kelimeleri önemser. Aşk’ta kelimedir, kimine göre matematik, işte bu yüzden her hissin başında gelir. Ne güzel de gelir. Geldiği gibi kolay değildir gidişi… gitmesini istemeyiz zaten baş ucumuzdan… uykusunu Yaratan’ın verdiği, uyanırken Ruh’unu ne ilimle tekrar-tekrar bahşettiğini bildiğindendir Aşk’ı… ve Aşk, erişilmez olana aitti, o yüzden Aşk’tır zaten adı, erişilemeyeceğinden. Kimsenin O’na benzemediği, her şeye ilim ve kudret verdiği, her türlü eksiklikten uzak olana Aşık olunmalıydı… bunu anlatmanın kolay yolları vardır ama zor olan, aynı yöntem ile tekrar tekrar anlatmaktır Ruh’un bahşi gibi. Binlerce sene anlatsa da O’nun hakkında hiçbir şey anlatmamış sayılır. İşte bu yüzden kelimelerin ölümsüzlüğüne inanışı. Öyle derin bir inanışa yolculuğunun eserleri tüm yazdıkları. Bu yüzden karmaşa dolu, kainatın kusursuzluğunun üstünde bir kusursuzluğa sahipten öte kimdir mükemmeli? Tenzih etmek bile küstahlıktır böylesi Zaat’a… öyle merhametli bir Zaat ki, kullanılan ne kadar kelime varsa, kötü olanlarından yine o Zaat’a sığınıp af diliyor. İyi olanları için merhamet dileniyor… evet evet, bildiğiniz dilenmek… dilenilmesi gereken tek Zaat’a. Şükürlerin tek sahibi ve kalplerin kudret elinde olan Zaat’a… o yüzden,DELİRMEK DEĞİL BU YAPTIĞIM… DİRİLMEK.
Yeniden dirilmek bu yaptığı, ruhunu öylesine diri hissettiği anların tümü. Karşısında hiçbir hükmü olmadığından sözü karışık ve kargaşa içerir. Neyin gerçek, neyin yanlış olduğunu öğrendiği kainatın bir parça Dünyasına tamahsızlık tatminkârlığına ilelebet yürüşüyle.

****

Bendeniz Oğuzhan Deniz

Birçok söze böyle başladım, Aşk’la bitirdim.
Aşk bitmeyeceğinden, Aşk’a gönüllü yürüyen ölümlüyüm.
Karamsarlığımın narin dizeleri… dizlerinde yara bere…
Onca sahteden uzaktayım.
Kendi kasabamdayım.
Günahlarımdan geçebilir miyim sıratı?
Suratımı görebilseydim keşke o an… yüzüm dargın aynalarıma.
Sonsuza kadar görebilecekmişim gibi dünyayı, öncesizliğime aldırmadan.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok söze böyle başladım, Aşk’la bitirdim.
Yazabileceğim en manidar şey oydu çünkü.
Ne gariptir, ben gibi binlerce Aşık silindiler yeryüzünden, sadece söyledikleri kaldı, ona rağmen Aşk’a dair söylenecekler bitmedi.
Bitmeyecekmiş gibi gördüğüm dünyadan, öncesizliğime aldırmadan Aşığım.
Bu tuhaflıktan irkilip, gözlerimi görünmezin merkezine iliştirebiliyorum.
Ve görüyorum karanlıkları, masumluğumu kaybettiğimden beri sırtımda günahlarım.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok söze Aşk’la başladım, mutsuzlukla bitirdim.
Oysa…
En sevdiğim iki bitki, çay ve tütün… Tuhaftır, ikisi de kanser eder, ciğerimse aldırmaz buna.
Ne tuhaftır, hiç bitmeyecekmiş gibi söyleyeceklerim.
Ne tuhaftır, içim dökülmek ister yerlere, dağılmak ister sağa sola.
Mutluluktan nefret eden ama mutluluk arayan adam gibi.
Ne gereği varsa her şeyin, o yüzden buradayım ve adım Oğuzhan Deniz.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok sözü gecenin uçsuz bucaksız karanlığında yazdım.
Saat 03:10 açım.
Sırtımda nefsim, ağırlığını hissedebiliyorum, doğrulardan vazgeçip dinleniyorum yanlışlarda.
Masumluğumu kaybettiğimden beri imkansızım…
Çocukluğumu geride bıraktığımdan beri aptalım.
Ne tuhaftır, çocukken bu halime özenirdim oysa.
Garip bir müziğin ahengine kaptırmış kendimi, karamsarlık ekiyorum sayfalara.
Ne gereği varsa mutluluğun, işte o yüzden mutsuzum.

Bendeniz Oğuzhan Deniz
Birçok sözün sahibiyim ve kelimelere sığındım… kurşun bir kalemin tükenmesi gibi tükeniyorum.
Hiç anlaşılmayacak filmler gibi, anlamaya çalışıyorum hayatı.
Oysa ömrümün en kış günündeyim.
Hava soğuk, nefesim havaya kafa tutarcasına gökyüzüne uzanıp kayboluyor.
Şairliğimden utanıp, onca kelimeyi boca ettim sayfalara.
Ne tuhaftır, bazılarını bende anlamıyorum.
Ona rağmen yazıyorum ve buna rağmen anlayamıyorum.
Ne gereği varsa kalemin, kağıdın, o yüzden buradayım ve bendeniz Oğuzhan Deniz.

Hitabet-i Bediî