Sıradanlık Yakışmayan Dudaklar, nahoş sözler, beni özler, sizi özler, kimi zaman, bazen…

“Ve kimsesizlik diyarının ortasında kalmış,
ve kimsesiz bir içim, dışım benzemişken Sana.”

Demiş şairin biri… Sıradanlık Yakışmayan Dudaklar dökerken sözlerini. Gözlerinde hiddet var onların, palavralarla yargılama yaparlar ve yargıya en iyi örnektir aslında söylenenler. Ne güzeldir aslında insanın kendi hakkında söylenenler gibi biri olmadığını bilmek içten içe. Onların içleri de karanlık, dışları da…

Görkemli karanlıklar var artık sokaklarımızda, ikimizin yürüdüğü yollarda. Benim aydınlattığım kadarı var kandilimde, benim anlattığım kadarı var kalemimde, benim Sen’i sevdiğim kadar sevilmek var Sen’in kaderinde… Yine de Oğuz Mumu aydınlatır karanlıklarını ve aydınlattı da, bu yanmanın bir tarifi de var üstelik.

Kimin umurunda ki? Onca sahtelikten uzaktayım, öyle olmasa bunu anlardınız, beni tanısaydınız, bilirdiniz…

Sıradanlık Yakışmayan Dudaklardan öykü, hikaye…

Anlatılan aşk, ne gereği varsa ondan yazdım. Neden yazmak gerekiyorsa ondan…
Anladım, ben yazdığım için yazıldı, Sen yazılacağın için…
Ben vazgeçmem, lakin artık Sen üstüne alınma!

Ben ömür boyu yazarım da anlamazlar yine, ama tanırlar beni, vazgeçecek biri değilim, zaten vazgeçecek gibi değilim…

“Öyle olmasa, kağıttan gemilerimi batırmazdılar değil mi? Elleriyle her şeyi iyi yaptığını sanan insanlar etraftalar, neyse ki, haklı olan sizlersiniz. Neyse ki, güven denen mesele pamuk ipliğine bağlı… Dudaklarıma değil. Sahi, ”Sen” tanırsın dudaklarımı.

Neyse ki önemli olan bu değil. Kaybettiklerimin farkına vardım.

Şimdi #Nazenin‘den son parça, son kırılış ve ılık sabahların budala martılara olan özlemi…

Şimdi yalnız, kimsesizsin.
Bensiz, kimsesizsin.
Hikayemin en acıklı yanlarından biri de O’nu benden çok seven kimsenin olmamasıydı.
Buna rağmen karanlığı tercih etmek, kalbin işiydi.
Karanlık iyi olsa bile kalbin kararması kötüdür.

Yüreğimden gitmek,
geçmiş günlerin tuhaf kalıntılarında,
ne vardı elimde, ne kaldı?
Ne kaldı elinde, ne vardı elinde?

Benim ki sanattır,
Aşk’ı anlatmak inci üstüne karattır,
inci yüzün yanında siyahtır,
Aşk’ı anlatmamak büyük günahtır.

Rengi parlak gökyüzünün en hüzün dolu günü,
beni içinde kaybettiğinden kaybım,
tek kelime edilmemişken yüzüne,
ben yazdım,
ben yazarım, Sen üstüne alınma…

Sen anlamadın sevgili,
sevgiden başka bir şey dökmedi dilim,
ilim bilirim,
bu yüzden yumuşak iklimim,
Sen’i sevmekten vazgeçmem ama susarım,
yıllar sonra ki pişmanlığın olurum.
yine de, yıllar sonra bile,
bana bakan Sen’i görür yine…

Aurası tuhaf olan Oğuz’dan…

“Işıklarını kapattılar ve ben artık onlara yazmıyorum.”

Oğuzhan Deniz * Sıradanlık Yakışmayan Dudaklar / Bendeniz, Oğuzhan Deniz… bilmem kaç zamandır Sana Aşığım…