Sorgu… cevap… aslında her şey böyle başladı. Sorgularla, sorularla. Niçin yazmak istediğimi sorguladığımda, niçin yazmayacağım ki diye zıt bir soru belirdi aklımda. Sonra yazılanlara baktım, sorguladım, ne kadar boş şeyler yazılmıştı. İçlerinde sorgu yoktu. Oysa etrafımda ki her şey, sorgulardan ibaretti. Her şey.

İşim gereği sorgularla pekiyi geçinemem. Bir yazılım firmasında çalışıyorum… insanlara satın aldıkları yazılımı anlatıyorum. Temel prensipte sorgular 0 ve 1 arasında döner. 0 yoktur, 1 vardır demektir. Ve ‘’eğerler’’ vardır. Eğer 0 ise şunu yap, 1 ise bunu, eğer 0 sıfır ise bunu pasif et, 1 ise şunu aktif et.’’ Ve bunlar gibi binlerce sorgu çeşidi.

İlk sorguladığım şey saatti, niçin saat vardı ki? Ve niçin insanlar sabahın ayaz vaktinde kalkıp, kaldırılıp kendilerine işkence edip, ettiriyorlardı? Uykuyu çok sevdiğimden değil, uyanamadığımdan. Eğer uyuyorsam 0 uyumuyorsam 1 komutu gibi. Saçmaydı… ve ilk kim demişti acaba sabahın bir vaktinde kalkıp işe gidilsin diye? Yine de uzmanlar, sabah erken kalkmanın daha sağlıklı olduğunu söylüyorlar…

İş… insan neden işe gider ki? Para için mi? Kâğıtlarla çevrilmiş bir düzenin esiri olmak için mi? Üzerine önemli gördüğümüz şahsiyetlerin resimlerini basıp, renklendiriyoruz. Adil değil, çünkü paran varsa varsın, bu ‘’{if $Para ==0}Değersiz{/if} – {if $Para ==1}Değerli{/if}’’ demekle eşitti. Paran kadar vardın, ne kadar paran varsa o kadar saygı görür, ‘’beyefendi’’ şeklinde isimlendirilirdin ve bu, bu şekilde devam edip gidiyordu yüzyıllardır. Parası az olan, parası çok olana istisnalar dışında her zaman beyefendi diye yaklaşır. Beyefendi… Mantıksız, oysa güç paranın elinde olmamalıydı, sorgunun elinde olmalıydı. Çünkü sorgu ‘’Bilgi’’ gerektirir ve bilgiden daha değerli başka bir şey yoktur. Bilgi = Zaman + Yaşam demektir. Cehalet hiçbir zaman para getirmemiştir.

Sorgulamaya ilk defa 17 yaşında başladım. Ne kadar da geç kalmıştım hayata. Önemli değildi benim için başka hiçbir şey benden. Benim etrafımda döndüğünü sanırdım dünyanın ve diğer insanların benim için yaratılmış karakterler olduğunu düşünürdüm. Sonra bir gün, sadece tekbir insan için 7 milyar karakterin fazla olduğunu düşündüm ve ‘’Sorgulama’’nın ikinci evresi başladı. Kendime ağır sorular sorarak adeta cezalandırıyordum… üstelik hiçbirinin de cevabını bilmiyordum. Gerçekten de öyleydi, niçin bu kadar çok insan vardı? Çok üredikleri için mi? Yoksa ölmedikleri için mi? İnsanlar niçin ölüyordu ki? Ya da niçin ürüyorlardı? Zevk için mi? Evlat sahibi olabilmek için mi?

Toplumun en küçük sosyal birimi olan aile. Ne kadar da önemli. İnsanlar neden yaşamak için aileye ihtiyaç duyuyorlar? Evet-evet, tam olarak böyle, bütün sorgular diğer sorguları doğuruyordu… kısır olanı neredeyse yoktu, hepsi doğurgan ve anaçtı. Bir sorgudan başka bir sorguya sürüklenmek.

Şimdi ‘’Nereden çıktı ki bu sorgulamak?’’ diyebilirsiniz… haklısınız. Sorgulamayı da sorgularsak, başka bir sorgu elde eder ve içinden çıkılmaz sorgulara sürükleniriz. Gereğinden fazla sorgulamak bizi yorar… mükemmel yaratılışımıza rağmen kendimizi basit görmemizden kaynaklanır. Beynimizin harika yapısının yanında hep karşımızdakinden daha geri zekâlı olduğumuzu düşünürüz, ya da tam zıttı. Ortasını tutturamayız.

Bu arada, kimse sabahın köründe kalkıp işe gidilsin demedi, eskiden elektrik ve benzeri şeylerin olmamasından kaynaklı olarak, ışıktan yararlanmak için insanlar erken saatlerde kalkarlardı. Erken saatlerde kalkmak bize oradan miras…