6 Eylül 2015 – Sabah 02.02

Biri beni düşünüyor. Düşünmek, ne kadar da güzel. Düşünce, düşününce güzel, düşünebilen insanlarla paylaşması ayrı güzelliktir. Düşünce anaçtır, evlatları vardır hayal gibi… hayal edebildiğin kadar düşünce… Bu büyük bir nimettir, vücudumun 100’de 10’u kadar beynim… bütün vücudumu hareket ettirebiliyorum sayesinde. Ve beynimin sayesinde düşünebiliyorum, kâinatın en ücra köşelerinden tut da, dünyanın merkezi saydığım kendimin evine kadar. Ne kadar da küçük dünya kâinata nazaran. Neredeyse toz zerresi bile diyemeyeceğimiz kadar küçük.

Ve bu küçüklüğe rağmen dünya benim için ne kadar da büyük, bilincim kainattan daha geniş… nasıl bir yapı bu… biz nasıl düşünebiliyoruz ki, ne oluyor da düşünebiliyoruz? Açıklanamayacak kadar dogmatik… esrarengiz…

Düşünemeseydik ne olurdu acaba? Önsezimiz olmazdı mesela, mantık yürütemezdik… aslında her şey aniden kaosa sürüklenirdi. Bütün denge alt üst olurdu. Birbirine bağlı onca hayat bir çırpıda silinirdi. Kısmen kör, sağır insanlara dönüşürdük, hissetme yetimizi de yitirirdik dramatik bir şekilde.

Sevdiğimiz birini düşünmek her zaman keyif vermiştir bize… hayaller kurarız onlarla ilgili. Kaybettiklerimizi düşünüp ağlarız bazen, bazense komik şeyler düşünüp, metroda, tramvayda gülümsetiriz kendimizi. Ne kadar garipti bu, hiç olmamış şeyleri, düşünerek yapmış gibi zihnimizde oynatabiliyorduk… kimilerini kendimize ışık hızıyla aşık edebiliyorduk, ya da efsanevi bir kahramana dönüştürebiliyorduk birden kendimizi.

Sizi bilmiyorum ama benim öyle. Öyle derin düşünürüm ki, düşüncemin bile aklı karışır. Nerede olduğunu şaşırır. Hatta öyle derinlemesine inerim ki düşüncemin zifiri karanlığına, bazen gerçekten olmuş gibi inanırım zihnimde hazırladığım senaryoya. Bazen de farklılıklar içinde kaybolur giderim. Mesela dünyayı kurtaran bir kahraman olduğum bir senaryom vardır… bazı geceler bu senaryoyu tekrar-tekrar oynatırım zihnimde… ve bir sonra ki gece kaldığım yerden devam ederim bu düşünceye.

Eğer dünyayı sürekli kurtarmaktan sıkılırsam, başka bir senaryo yazarım hemen. Sonra ona devam ederim birkaç gece… sonra başka, sonra başka bir tane daha. Kesinlikle düşünmeden uyuyamam, hatta uyumak için değil de düşünmek için yatarım ben, düşünürken uykuya sızarım.

Çünkü bana gerçek olmasa da ayrı bir tat verir, gerçekten içinde sürüklenir giderim bu düşüncelerin, üstelik ücretsiz, herhangi bir zararı da yok. Ne kadar güzel öyle değil mi? İstediğim an istediğim yerde olabiliyorum.

Bazı insanlara şaşırıyorum, kafalarını yastıklarına koydukları anda uyuyabiliyorlar. İmrendiğim gerçeğinden ziyade, nasıl olur da öyle hemen uyuyabilirlerdi ki? Hiç mi bir şey düşünmüyorlardı? Ne bileyim, en azından yarın ne giyeceklerini bile geçirmiyorlar mıydı akıllarından? Garip… ve bu yüzden esrarengiz düşünebilmek, sınırsız ve ücretsiz, karşılıksız.  Kimsenin bilmemesi de ayrı bir egzotik hava katıyor düşünmeye. Mahremiyet bölgesi ve ben anlatmadıktan sonra kimse bilemez. Dudaklarımın arasından dökülmedikleri sürece benim bütün düşünceler.

Sonra bunun zıttı olan düşüncesizlik var… ben düşüncesizliği bir hastalık olarak kabul ediyorum. Düşünmeden konuşmak mesela… ne kadar yaralıyor bazen sevdiklerimizin dilinden dökülünce, ya da ne kadar şaşırıyoruz bu duruma, hiç mi hiç beklemediğimiz anda. Dediğim gibi, aslında ücretsiz, tek yapılması gereken şey birazcık dikkat etmek, zamanı ve mekânı tutturabilmek. Bunlar olmadığında düşüncesizlik hakim oluyor işte sevdiklerimizin dilindeki kelimelere.

Ne olursa olsun, düşünmek insanoğlu için verilen en güzel hediyelerden birisi. Bunun için ne kadar şükredilse azdır… Bize verilen her şey gibi.