01:12 – 7 Eylül 2015

Sıcak, bu gece, dün gecekinden daha az etkiliydi, duş alıp yine damlaları üzerimde bırakmıştım… esen rüzgar tüylerimi isyan edercesine dikleştiriyordu. Havanın serin olmasını fırsat bilerek kendime çay yaptım. Aldırmadım, balkonumdaki köşeme geçip, bilgisayarımı kucağıma aldım. Ve çocukken izlemeye doyamadığım Ninja Kaplumbağaların olduğu pijamamı giymiştim. Balkonda öylece oturuyordum. İçimden hiçbir şey yazmak gelmiyordu, önce bir sigara yaktım, derince bir nefes içime çektim ve yaslandım arkama, parmaklarım klavyemdeydi… ve şu anda yazdığım satırları yazmaya başladım.

Köpek, iki gündür gündemimde. Dün gece vicdanımın seslerinden bir orkestra dinlemiş ve kendimi ne kadar da kötü hissetmiştim. İnsanları anlamak zor derler ya, gerçekten de öyle. Özellikle benim gibi sorgulayan biri ise. Kesinlikle anlayamaz.

Yardım sever arkadaşım binadan aldığı şikâyetler üzerine köpeği öylece sokağa bıraktı, hayvan barınaklarını aramadı, kimse ile iletişime geçmedi. Ne olmuştu? Bir günde ölmüş müydü bütün yardımseverliği? Ne yani, ruhunu öylece üzerinden çıkarıp atmış mıydı? Hayır-hayır, mecburiyettendi herhalde bu davranışı. Ya apartmandaki diğer insanlara ne demeli? Onlar cahil insanlardı. Sorgulamıyorlar, Yaratıcının eseri olan varlıklara hürmet göstermiyorlardı. Oysa Hz.Allah bize kutsal kitabında şu şekilde söylemişti, ‘’Zariyat 20’de ki Ayet; Yeryüzünde gerçekten inananlar için ayetler vardır.’’ Evet, yeryüzü ayetlerle doluydu. Allah’ın bizzat yaratmış olduğu her şey ayetti, bizde ayetleriz. Köpekler de öyle. Bitkilerden, hayvanlara, karada yaşayanlarından suda yaşayanlarına kadar. Hepsi birer ayettir.

Öyle ya, Yaratıcımızın yarattığı bazı şeyleri sevip, diğerlerini sevmeyecek miydik? Bu kendimize büyük bir haksızlıktı. Kendimizi beğeniyorduk ama aynı Yaratıcının yarattığı başka şeyleri beğenmeyebiliyorduk. Elbette buna kendimizi zorlayamayız ama saygılarımıza ne oldu? Peki ya sorgularımıza? İnançlarımıza da ne oldu öyle birden…? Birden hissiyatsız, hiçbir şey hissetmeyen insanlara nasıl dönüşebildik. Sanırım imkânsız, bu bilinci başka insanlara aktarmak ne kadar da zor.

Sanırım peygamberler bu yüzden öldürüldüler, bu yüzden taşlandılar ve yuhalandılar. Üstelik, anlatamadıklarından değil, insanların Onları anlamadıklarından. Anlayabilme çerçevesine peygamberlerin söylediği şeyleri sokamadıklarından. Kendi tablolarındaki egoist çizgilerinden.

Önce ‘’Hayvan Koruma Derneği’’ni aradım, saat 10’a geliyordu, kimse açmadı telefonu. En azından nöbetçi bir ekip olabilirdi yine de. Bir daha aradım aynı numarayı beş dakika sonra, yine açılmadı… arayabileceğim ne kadar arkadaşım varsa aradım. Onlara, k9 cinsi, eğitimli bir köpek olduğunu söyledim. Onlar da diğer arkadaşlarını aradılar ancak kimse almaya gelmedi. Ancak yarın alabileceklerini söylediler.

İşte o an, keşke bahçeli bir evde otursaydım dedim… o köpeğe o zaman bakabilirdim. Apartmandakilere göre, köpekler kirlilerdi ve çöpteki atıkları yemelilerdi. Oluşturduğumuz bu taşkent şehirler, onlara yaşama alanı bırakmadığını idrak edemiyorlardı. Pigmentleri ayırt edebilen gözleri vardı ama onları görmek için kullanmıyorlardı, görmezden gelmek için açık tutuyorlardı gözkapaklarını.

Kendime kızıyorum, elimden bir şey gelmiyor olması canımı sıkıyor. Vicdanımın korosu ise susmuyordu. Zaten susmasını da istemiyordum. Evrime göre, doğa sonradan oluşan biz insanların değildi, yani bizden önce sahiplenen birileri vardı bu dünyayı. Ama biz zorla onlardan kopardık bu dünyayı, yılanların derisinden çanta ve ayakkabı yaptık. Ayıların kürklerinden giyecekler, kuşların tüylerinden yastıklar. Ve bu şekilde uyurken vicdanlarımız hiç mi hiç ses çıkarmadı. Avladığımız geyiklerin başlarını doldurarak odalarımıza süs eşyası yaptık. Tilkilerin kürklerini ise kendimize takılar yaptık. Çoğul konuşuyorum, ben böyle bir şey yapmış olmasam da yapanlara mani olmadığım için suçluydum. Ne var ki, ilk insan değildim, ölümsüz de değildim, elimden sadece düşüncelerimi başkalarına aktarabilmek geliyordu. Sadece bunu yapabiliyordum. Sığ fikirli beyinlerle selamlaşmak zorunda olmak… acınası halde olan bu köpek değil, biz insanlardı. Değerlerini kaybetmiş, yapıcılık vasfından uzak.

Daha fazla yazmak istemiyorum bu gece.