29.01.2018 – 05:58 Birazdan güneş doğacak üzerime. Bense günahlarımdan arınıp, yine tertemiz olacağım. Tekrar günahlara batmak üzere. Bitmek bilmeyen bir Aşk’la dönerken Dünya Güneş’e, Ay da Dünya’ya Aşk’ından sürüklenecek peşinde.

İnce bir keman tınısı, aralarında piyanonun kırgın vuruşları, ruhumu nakış nakış işliyorum bu beyaz kaldırımlara. Her adımda bir harf vazgeçiyor içimden yeni yaşamlara. Bunu anlamak mümkün değil, en karamsar hallerimden birindeyim… Yine tahammülüm yok hiçbir şeye….

Güneş’e tahammül edemiyorum… Ay’ın ondan çalıntı ışığına… gezegenlerin böyle karmaşık serpiştirilmesine, bana doğru koşan gökyüzü taşlarının yörüngesinden saptırılmasına. Bu mükemmelliğe tahammülüm yok. Karnım aç ve asabiyim. Kendimi perçeminden tutup duvarlara vurmak istiyorum… işte yine kendime tahammülüm yok. Şu kocaman yapıtlara da tahammülüm yok, gökdelenlere, piramitlere, imparatorluklara, imparatorlara ve devlet adamlarına, siyasetçilere, kirlenmiş kim varsa onlara tahammülüm yok, kirlenmiş ne varsa ona tahammülüm yok.

Ama her kötü lahzaya rağmen buradayım. Buranın bir adı var, burada bir adım var. Kâinatın en derin karanlık noktası. Buna aydınlık verirken ben sırtımı dönüyorum ışıklara. Oysa kurtulmak ne kadar da basit. Işık satan her huzmeden vazgeçiyorum.

Sıcak bir çay ve tütün. Neden vazgeçemezse insan ondan vazgeçemiyorum. Sigaranın sararttığı parmaklarım. Sol elimin orta ve işaret parmağının tam ucu ve iki kenarında. Mecburmuşum gibi oysa buna. Mahkummuşum gibi buna. Yine anlamı yok… Kırgın bir mutluluk var içimde. Olmam gereken yer burası değil, biliyorum ama buradayım. Buradan bir kaçış planım var elbette. Ancak olacakları görmek daha bir mümkün.

Suskunluğa gark edip kendimi bu sessizlikte ölmek mi emel? Kimin emelinde ölmek vardır? Ölmeyip ne yapacağım ki? Şu zamanın bilinmezliğine intihar her gelecek saniyem. Saatler bunu haykırırken benim kulaklarım tıkalı ölüme.

Oğuzhan Deniz * Tahammülüm Yok