Yalnızlığa Doğru

Bölüm 2 – Özgürlüğün Resmi

Apartmandaki gürültüler Sarp’ı uyandırmıştı. Saat 10’a geliyordu ve henüz yataktan çıkmamıştı. Cumartesi gününü aslında kendisi için bir şeyler yaparak geçirmek istiyordu ama havanın bu el çatlatan soğuğunda hiçbir yere adım atmak istemedi.

Yataktan çıkmak bile büyük bir külfet gibiydi, yine de kahvaltısını yapıp, cam kenarında çayını ve sigarasını içti. Aylardır bitiremediği kitabı eline alıp, birkaç satır okuduktan sonra tekrar fırlattı. Televizyonu açıp, kanallar arasında dolaşmaya başladı… kimi kanallarda magazin programları, kimilerinde futbol, kimilerinde ise haberler vardı.

Bilinçsizce bir kanalda durdu, ‘Dün akşam saat 10 sularında, C.D. isimli şahıs, P.K. isimli şahsın yanına gelerek borç istemişti, işte olanlar da tam bu esna da oldu, P.K., C.D.’ye param yok dedi ve C.D., P.K.’nın parasının olmamasına sinirlenerek silahını çekti ve önce bir el P.K.’nın bacaklarına ateş etti, ardından tüm şarjörü boşaltı… Olayı işiten civar sakinleri hemen polisi aradılar ve polis C.D.’yi suçüstü yakaladı ve C.D. suçunu itiraf etti, yaptığı açıklamada soğuk kanlılıkla – Borç İstedim, o da yok dedi, bende buna sinirlenip, onu vurdum. – dedi.’

Bir an için duraksayıp, bu olanların böyle ardı arkasına, kesilmeyen ve duraklama olmayan cümlelerle söylenmesine hayret etmişti. Bu haberlerden sıkça duymasına ya da okumasına rağmen her defasında aynı şaşkınlığa kapılırdı.

-Ah, bu insanların nesi var böyle? diye bağırdı.

Televizyonu kapatıp, kumandayı fırlattı. Bir süre hiçbir şey düşünmeden pencerenin dışındaki yaşama baktı. Soğuk esen rüzgar pencere pervazlarına enstrümanmış gibi ıslık çaldırıyordu. Birden aklına dün akşamki ihtiyar geldi. Muhtemelen onu bir daha göremeyecekti. Aslında fırsatı varken onunla konuşmalı ve tüm nefretini dökmeliydi. Ancak şimdi huzurlu ve sessiz bir ortamdaydı, keyfi tam olarak yerindeydi, çayından bir yudum daha alarak yeni bir sigara yaktı.

Eskileri hatırlayıp, annesini yeniden andı, onun için birkaç damla daha gözyaşı akıttı. Şimdi burada olsaydı, onun için leziz yemeklerinden yapardı, saçlarını sevip, göğsüne basar ve derince koklardı, ‘Canım oğlum’ diyerek tekrar tekrar bağrına basardı.

Sarp bu düşüncelerden sıyrılmak için doğruldu ve buzdolabının üzerinde ev için eksiklerin bulunduğu not kağıdını alıp, paltosunu sırtına atarak evinden çıktı.

İnsanlar kartopu oynuyor, çılgınlar gibi eğleniyordu. Market 400 metre ileride olmasına rağmen, sırf cadde üzeri diye Sarp ara sokaklardan yürüyerek yolu biraz daha uzatırdı, ara sokaklar sessizdi, çünkü arabaların can sıkıcı gürültüleri yoktu. Yine de markete gitmek için caddenin bir kısmını yürümek zorundaydı. Marketin hemen yanında yer alan tuhaf bir dükkan vardı… birkaç kez önünden geçmesine rağmen orayı incelememişti… Dükkanda orta yaşlı birisi, sırtı dönük, önündeki tuvale bir şeyler karalıyordu, Sarp burada biraz durup, camekana koyulan tablolardan birini seyretti. Anlamsızca çizilen çizgilerden ve gökyüzünü anımsatan spiral mavilikleri görebiliyordu sadece. Ona göre bunlar sadece çizgiydi. Bir an içinden, ‘İnsanlar neden resim yapar ki?’ diye sordu kendine, ‘Sanat için miydi? İyi de sanatı bulan kimdi? İlk kim resim yapıp, bu sanattır dedi?…’ diye bir yığın soru daha geçirdi aklından, o esnada dükkanda bulunan ressam, camekanın önünde durmuş, Sarp’ı izliyordu. Camın ardından Sarp’a el salladı ve Sarp irkilerek adama baktı. Ressam Sarp’a içeri gelmesi için eliyle işaret etti. Sarp bir süre tereddüt etse de bu nazik daveti kabul ederek basamakları çıktı.

-Merhaba delikanlı… dedi ressam.

-Merhaba… dedi Sarp, ressamın eliyle işaret ettiği yere oturdu.

-Resimlerle ilgilisin sanırım… dedi ressam.

Aslında resimlere ilgisi vardı, özellikle yağlı boya tabloları pek severdi, neredeyse gerçekmiş gibi boyanmış resimleri hayranlıkla seyrederdi.

-Pek yok… dedi Sarp.

Ressam, ‘İyi de, ne diye dikiliyorsun o zaman 10 dakikadır camın önünde’ diye geçirdi içinden… Sonra bu yüzü beyaz, yanakları soğuktan kızarmış adamı baştan aşağıya süzdü, giyinişi sanata merak sarmış birinin giysilerini andırıyordu, içeri davet etmesindeki amaçta buydu zaten.

-Peki, hangi resme bakıyordun az önce?

-Şu, mavi spiral çizgileri olan, karışık boyalarla boyanmış olan resme.

Ressam, bu cümleden olarak Sarp’ın resim hakkında hiçbir şey bilmediğini anında anlamıştı. Yine de bu delikanlıyla sohbet etmek istiyordu, yüzü çok yakından tanıdığı birinin yüz çizgilerini anımsatıyordu… Görsel hafızası kuvvetli olduğundan, bu delikanlıyı görmediğinden emindi.

-Peki, bu resim sana neyi ifade etti delikanlı? dedi ressam… sanki bir sorgulama memurunun sanığı sıkıştırmaya çalışıyormuş edasıyla.

-Anlam veremediğim bir yığın çizgi var orada. Rast gele çizilmiş, – Sarp konuşmasına devam ederken Ressam arka odaya gitti ve elinde iki çay ile geri döndü – ne olduğuna anlam vermeye çalışıyordum. Bilemiyorum, maalesef resim konusunda okulda öğretilenlerin dışında bilgim bulunmuyor.

-Biliyor musun delikanlı?… bazen bende bu çizgilere anlam veremiyorum, bana çok yapay geliyor, yani bilirsin işte, gerçek değiller, yine de bunları çizip, içimden geldiği gibi davranıyorum, burada bu tuvalleri kendi istediğim şekilde boyuyor ve özgürlüğümün tadını çıkarıyorum.

Sarp çayından yudumlayarak, bu cümleleri aklına bir-bir kazıyordu, aslında burada olmak istemiyordu ancak akışına bırakmış ve Ressamı inceliyordu.

-Ressamlık nedir? diye sordu Sarp… keskin bir ses tonuyla…

Böylesine hızlı ve kesin bir yanıt isteyen ses tonuyla sorulan soruya o anlık hazır değildi Ressam… Çayından bir yudum aldı ve önce dükkanın dışındaki soğuğa göz attı…

-Ressamlık, senin elinde olan bir şey değildir delikanlı… ressamlık diye bir şey de yoktur aslında, bu sadece içinden gelir, bir şeyler üretmek istersin, çünkü Yaratıcı, kendi ruhundan üflerken, Yaratıcılık vasıflarından da özellikler vermiştir. İşte bunun için bir şeyler üretmek istersin, şiir yazarsın, şarkı söylersin, mimar olup, şahane binalar ve yapıtlar inşa edersin. Bu tamamen sana verilen ruhiyatla ilgilidir. İçinden geldiği gibi davranır ve beyaz tuvallere henüz hiç boya değmemişken zihninde çizersin resmini ve hayal gücün ne kadar yüksek, zihnin ne kadar derinse, ortaya da o derece güzel ve şahane eserler çıkar. Tıpkı, Mimar Sinan’ın eserleri gibi, tıpkı Mevlana’nın, Neşati’nin dizeleri gibi…

Sarp, Ressam konuştuğu süre boyunca, her bir kelimeyi bir sonraki ile bağlayan canlandırmalarla zihninde bir o tarafa, bir bu tarafa sürüklüyordu.

-Ressamlık… dedi Ressam… ve devam etti.
‘Her şeyi güzel görmektir, doğayı sevmek ve onda tüm ihtiyacını bulmaktır.’

Bu cümle, Sarp’ın zihninde adeta yankılanmış ve dün akşamki ihtiyarı hatırlatmıştı, o da benzer şeyler söylemişti. Sarp biraz gülümsedi ve çayından son yudumunu alarak,

-Sizi tekrar ziyarete gelebilir miyim? diye sordu…

-Canın ne zaman isterse gelebilirsin delikanlı… ben hep buradayım…

Sarp, Ressam’la tokalaşarak, kapıyı açıp, kendini soğuğa bıraktı. Markete doğru yürürken aklında, Ressamın ve ihtiyarın söyledikleri vardı, ikisi de benzer şeyler söyleyip, aslında özgür olmadığını kast etmişlerdi. Nasıl özgür değildi ki? İstediğini yapıyor, istediğini giyiyor, istediğini konuşuyordu.

Nihayet markete gelmiş ve eksikleri toplamaya başlamıştı. Önündeki çiftin alışveriş arabasındaki yığma yiyecekleri, abur cuburları gördü ve ‘Ama ne’ diyerek yanlarından geçip gitti… kasaya geldiğinde kasiyer bayan ona ‘İndirim kartınız var mıydı?’ diye sordu, Sarp sadece başını iki yana doğru sallayarak olmadığını belirtti. Kasiyer bayan da hiç konuşmadan alınanları okuttu ve torbalara koyup parasını aldı.

Sarp marketten çıktığında yeniden ressamın olduğu dükkânın önünden geçti, içeri doğru göz attığında, ressam sırtı dönük, elinde fırçasıyla özgürlüğün resmini yapıyordu. Gülümsedi ve devam etti…

Az önce gördükleri hakkında, ‘İnsanlar ihtiyacından fazlasını alıyor, ihtiyacından fazlasını yiyor, ihtiyacından fazlasını tüketiyor… Şu denizlerin balıkları, Türkiye gibi üç tarafı denizle çevrili bir ülkede balık kıtlığının yaşanması, balık fiyatlarının her kesimden insanların yiyemeyeceği kadar fahiş olması, hiçte akıl alır bir şey değil. Olsa balıklar denizde kalsalar, hem taze teze yenir hem de üremeleri için zamanları olur… ama insan, öylesine tamahkâr ve aç gözlü ki, ihtiyacından fazlasını alıp, saklıyor, kaliteyi düşürüyor… Ama bu insanların da suçu yok, çünkü ihtiyacından fazlası ihtiyaçları onlara reklamlarla aşılanıyor… Hatta bunları almadıklarında ya da alamadıklarında pişman olmaları için sözde indirim yapıyorlar… sırf üzülmek ve bazı şeyleri almaya ikna etmek için yapılan senaryolardan başka bir şey değil bunlar.’ düşündükleriyle evine kadar yürüdü. Sıcak bir duş alıp, kendini özgürce uykuya bıraktı.