Yarına da Merhaba… 05:22

İnsanlar beni aklımı kaçırmış olarak nitelendiriyorlar. Kimileri konuşmalarımdan çok şey bildiğimi sanıyor, kimileri ise akıcı lisanımdan dolayı tipimin adamı olmadığımı ve ruhumun bu bedende gizlendiğini söylüyorlar. Herkes, bir başkası için bir şeyler söylüyor.

Bilmiyorum, zihnimi uyutmak için her türlü yöntemi deniyorum. Uykusuzluk hastalığım, uyuyamıyorum, vicdanımın gürültüsünden, hayallerimden ve zihnimde dönüp duran Cennet özlemi. Gideceğimden bihaberim ama hayalini kuruyorum… Bazense daha iyi bir dünya için dua ediyorum. Aslında bunu çok sık yapıyorum.

İnsanlar beni delirmiş sanabiliyorlar, benimle bir hayatın asla geçmeyeceğini sanıyorlar, ya da ben konuşurken ”Keşke bu kadar derine inmesen” diyorlar. Oysa hakkımda hiçbir şey bilmiyorlar… En sevdiğim resmi, en sevdiğim müziği, en sevdiğim kıyafetimi, en sevdiğim filmi, en sevdiğim repliği, şiirlerimi, Rize şivesi taklidimi, Fransız aksanımı bilmiyorlar mesela.

Bende onlar hakkında hiçbir şey bilmiyorum, ince-ince düşünürken, bir bakıyorum düşüncesizlik ortasında kelimeler savuruyor dilim. Herkes gibi ben de kendimi anlatmayı seviyorum. Ve burası benim mektup arkadaşım.

Öyle güzel cümleler kuruyorum ki bazen ben bile inanamıyorum kendime, yazar olmam gerektiğini düşünüyorum. Bazen öyle kötü ve katı yürekli davranıyorum ki kötülere karşı, onlardan bir farkım kalmıyor.

Kimse böyle olmasını istemiyordur, herkes bir tek düşünce üzerine kurulu olsaydı, hayat saçma olur muydu bilmem ama kesinlikle dünya daha yaşanılası bir yer olurdu. Mesela bilgiye önem veren insanlar gibi olsaydı tüm insanlar.

Belki o zaman bende uyuyabilirdim. Anksiyete olabilirmiş mesela uykusuzluğum benim öyle bir halim yok oysa… D Vitamini eksikliğim varmış mesela… 1 ay boyunca Pharmaton takviye edeceğim bünyeme… Ama benim problemim uyuyamamak, uyuduktan sonra da uyanamamak. Herkesin bir gün ilelebet maruz kalacağı hastalık. Bir gün uyuyacaklar ve bir daha uyanmayacaklar… Uyuyacağım ve uyanamayacağım mesela bir daha.

Yarın ne olacağını bilmediğimiz gibi. Ondan sonraki gün de ne olacağını bilmediğimiz gibi… Zaten bu kimsenin umurunda değil. Benim de umurumda değil, yarın ne olacağını bilsem ne kadar kötü olurdu… düşünsenize yarın ne olacağını biliyorsunuz… yarının hiçbir zevki kalmazdı mesela, hiçbir önemi olmazdı… kimsenin gözünde yarın bir umut olamazdı yine…

Yarını bilsek ne olacak ki? Sonra, yarından sonraki yarını da bilecektik… Böylece hayatın anlamı ortadan kalkacaktı.

05:37, Yarına da Merhaba!

Birazdan kalkıp üzerimi değiştireceğim, bilgisayarımı çantama koyup, boş midelerin baygın nefeslerle doluştuğu dolmuşa binip, sıkıcı trafiğin akıcı anlarına sevineceğim.

Yine düşüneceğim yolu izleyerek… İnsanları eleştireceğim benden daha aptallarmış gibi ya da daha bilgisizlermiş gibi… Hiçbir manası yok, Sorgu’dan habersizce ağır ağır ilerleyecek dolmuş, hiç trafiğe takılmayan zaman ilerleyecek…

Nihayetinde ”Müsait bir yerde.” diyeceğim sabahın bu ayazında arabeski kahvaltımız yaptıran şoföre… İnip, sonraki minibüse bineceğim… 1 kilometre sonra tekrar ineceğim.

Çalıştığım yazılım firmasının ana binasının önünden geçip, daha küçük olan binaya yürüyeceğim. Belki hoşuma gittiği için taş fırına kadar gidip yanık simitlerden alacağım. Nihayet yerime kurulup bilgisayarımı açacağım yine.

Sonra gün boyu bir telaşa, soru soran insanlar, ”Bunu nereden yapıyorduk? – Bunu nasıl yapıyorduk? – Bu yapılabilir mi?” bir yığın soru, ardı arkası kesilmeyen sorular… ben ne bileyim, belki yapılabiliyordur…

Sonra yemek yiyeceğim, arkadaşlarımla gülüşüp, uçuk fikirlerimden anlatıp heyecanımla, onları şaşırtacağım yine… Beynimin kullanabildiğim kısmının tamamını kullanmak zorunda kaldığım başka bir zihni yanmış adamla karşılaşıp, lafı uzatarak anlatışını dinleyeceğim.

Diğerleri yanımızdan ucubeymişiz gibi kaçışacak. Evet, evet, bilginin konuşulduğu yerden uzaklaşılacak. Biri hariç.

Yarına da Merhaba Tekrar!

Aslında, yarına da merhaba ama nasıl olsa biliyorum ne olacağını yine… Bir kaç ihtimal var, eğer yarın ölmezsem, yine aynı olacak, sorular değişecek sadece, belki soru soran insanlar. Ondan sonraki gün ölmezsem yine aynı olacak, sorular değişecek sadece, belki soru soranlar.

Hiç, sessizce denizi izleyemeyeceğim İstanbul’da. Artık olmuyor. Ya sarhoşu geliyor ya mendil satan çocuk. Kimileri gerçekten ihtiyacı olduğu için içiyor ya da mendil satıyor, çoğunluğu ise ne yaptığını bile bilmeden ona söyleneni yapıyor ve ya o da rutine bağlayıp aynı şeyleri tekrarlıyor her yarın için.

Denizi izleyip, martı çığlıklarını işitirken şiir yazamayacağım mesela artık İstanbul’da. Vapur’un gürültüsünü sevdiğim için Anadolu Yakasına geçip, o kıtaya ayak bile basmadan geri dönmeyeceğim Avrupa Yakasına… Belli olmaz belki su almak için gidebilirim tekrar. Bahanem çok.

İçimizde, çocukluğumuzdan kalan, ”Bilinmezlik ihtişamlıdır.” cümlesinin etkisi olduğundan belki de bilmediğimiz ya da yabancı yerlerde anı biriktirişimiz.

Ben yarına da merhaba diyorum, çünkü onunla çok yabancıyız. Ve yine uyumazsam sadece 24 saatimiz var birlikte…

Oğuzhan Deniz * Yarına da Merhaba 05:53.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir