Hiç önemi yoktur.
Yokmuş!
Bir varmış zavallım, bir yokmuş.
Yok olurmuş zamanla zaman.
Anladım.
Ben anladım da sen anlamadın dostum.

Şimdi saat 04:02 ama hiç önemi yoktur.
Yokmuş!
Uykusuzluk varmış, uyku yokmuş.
Yok olurmuş zamanla gözyaşları.
Anladım.
Ben anladım da hiç ağlamadım henüz.

Çok acı birikti dostum.
Hiç önemi yoktur.
Yokmuş!
Yok olurmuş zamanla gizler.
Anladım.
Ben anladım da anlamamış gibiyim dostum.


Şu an burası Oğuz Boyutu, başka bir alem.
Hiç önemi yoktur.
Yokmuş!
Yok olurmuş zamanla, zamanında olanlar, bitenler, gidenler ve yitenler yürekte.
Anladım.
Ben anladım da umurumda değil dostum.

Aslında yaşıyorum, yaşadığımı yeni anladım bu boyutta. Burada kimse yok aslında. Martılardan ve beyaz gökyüzünden başka. Bir de ormanlar var, yemyeşil.


Yıkıldı yine yıkılmış olan bir sağ yanımda dostum. İşte buna ağlarım da, anlamazlar. Hiç anlatamam. Hiç eksik bırakmam aslında anlatsam, ama ağlamayı bıraktım. Bu alışkanlığımdan vazgeçtim. Vazgeçemediklerim yüzünden, yüzleri uğuruna bıraktım sızlanmayı. Alıştım canımın yangınına, uyuştum… 

Bu Zavvallım‘ın yeni hikayesi… Eriyip gitti gözlerimin önünde. Ben hala o hikayedeki kötü karakterim. Aslında o erimemişti, benim gözlerimde erimişti iris, göremez olmuştum yine. Gözlerinin içine baka baka, tüm yaşanmışlıklara rağmen inancımdan hiç eksiltmediğim Oğuz Mumu gibi. Hiç eskimedi, hiç sönmedi mesela.

Neyse, Zavvallım’ın kemikleri sızlarken diri, diri… Dinledim.

Bir gizem vardı gözlerinde, bir giz vardı fethedemediği yerlerde, kaybetmişti gururu… Anladım hemen, Aşık adam da gurur aranamaz, anlam da bulamazsın zaten. Yine çok basit kandırılmıştı, oysa öyle elini uzatsan tutarsın kalbini, avuçlarında hissedersin atışlarını. Bir umut vardı aynı masada. Bir can, er’kenden ayrılmıştı aynı masadan… Olsun, mesele madde değildi.

Anlattı Zavallım, biz dinledik. Dinledim de, omuzlarına çığ düşmüş gibi anlatıyordu, öyle ağırdı taşıdıkları, zaten anlatamadı nefessizlikten.

Birkaç sigara içtik birlikte. Sigarayı her içine çektiğinde dünyanın çekirdeği kadar ısınıyordu sigarasının ucu, sonra dünyanın kutupları kadar soğuklaşıyordu nefesi…

Bilseydi Aşk’ın sızısını, acısını, yüzmezdi bu alevden denizde.
Ah zavallım, ah…
Bir gizemdi, anladım.
Bir sır perdesi gözlerinde.
Sözlerinde ısrarcı, anlatıp kusmak istiyor, kim sorsa halini, anlatır şimdi zavallım benim.

Yine kaybetti kendini zavallım benim.
Anlattım, dinledi;

Çünkü Aşk, alevden bir denizde yüzmektir.
Çünkü Aşk, kendini aldatmaktır.
Çünkü Aşk, öyle umarsız umutları büyütmektir kalbinde.
Çünkü Aşk, avunmaktır avuçlarından bilip.
Çünkü Aşk, avutmaktır avuçlarından sanıp.
Çünkü Aşk, ruhunun uykusuzluğudur bedenine.
Çünkü Aşk, iştahını keser, acıkırsın ama yemek yemezsin.
Çünkü Aşk, bir balkonda ağlamaktır.
Çünkü Aşk, gözyaşlarına eşlik etmesidir sigaranın.
Çünkü Aşk, gözyaşların kadar alacaklıdır gözlerinden.
Çünkü Aşk, engeldir konuşmak için diline.
Çünkü Aşk, terk etmektir kendini bir bankta.
Çünkü Aşk, üşütür bedenini bir parkta, yalnız başına.
Çünkü Aşk, unutturur kendini, kendine…
Çünkü Aşk, kelimelerin bıçak kesildiği bir evrendir, batar kalbine.
Çünkü Aşk, insanlığa inancını soyutlar. İnanmazsın artık.
Çünkü Aşk, büyücünün fısıldayışıdır kulağına.
Çünkü Aşk, erişememektir. Ve Aşk, terk edilmektir.

İşte böyle anlattım, anlamadı Zavallım.

Benim zavallı dostum! Aldatılması kolay olanım.
Gördüm, duydum, işittim.
Ama o gizemi çözmüştüm önceden.
Sen çözemedin, üzüldün, ondan büzüldü dudakların.
Sen kurtulamadın bu alev dehlizinden.
Sustun.
Görünmez oldun yine herkesin gözlerine.
Sonra konuştun…
Ağız dolusu kustun nefretini.
Ama kimse duymadı dostum seni benden başka.

Dostum, sen bilmiyorsun ama hikayenin en gizemli yanıdır yanmak.

Düşme, kalk, diren.

Oğuzhan Deniz * Bendeniz / Aşk vermediklerini alana kadar durmayacaktır.