Enime, Raes’e peşinden gelmesini söyledi. Raes ise kasaba meydanına geldiklerinde evine gideceğini sanıyordu. Birlikte kasaba meydanındaki tezgahları dolaşmaya başladılar.

-Raes, burada herkes gün boyu çalışır, akşam üzere herkes işini bırakır ve kasabaya geri döner, herkesin kendine ait işi vardır ve herkes Zenid’in gözünde eşittir, kimse, kimseden üstün değildir. Dışarıdan gelen ya da burada büyüyen ilgisini çeken işi öğrenir, öğretilir. Nükleerden önceki sistem burada yok.

Bu tezgahlarda sürekli yiyecek vardır, herkes gelip ihtiyacı kadar alır ve evine götürerek kendi pişirir. Elbette herkesin bir istihkakı var, mesela herkes ayda sadece 5 kilo kadar et tüketebilir, gibi. 

Akşamları gelip, yiyeceğin kadar bu tezgahlardan istediğini alabilirsin. Ama dikkat et, eğer aldığın şeyi tüketmiyorsan ya da ziyan ediyorsan artıkçılar seni yazabilir. Bu durumda ceza alırsın, ya istihkakından kesilir ya da fazla çalıştırılırsın.

Zenid’ten başka kimse başka bir kişiye emir veremez. Zenid’te emir vermez, kurallara uyar sadece. Kısacası, burada tamamen özgürsün, elbette bu özgürlüğün başka kimseyi rahatsız etmemeli. Örneğin yüksek sesle şarkı söyleyerek birini rahatsız edersen yine ceza alabilirsin.

İşte, al bu fileyi, istediğin yiyeceklerden alabilirsin.

Raes, Enime’nin söylediği her şeyi can kulağı ile dinliyordu, arada kaçırdığı şeyler olsa da sinirli görünen bu kadının aslında sinirli olmadığı, kişiliğinin böyle olduğuna kanaat getirip, yemek istediklerinden filesine doldurdu.

Evine doğru yürürken Zenid’i gördü ve adımlarını hızlandırarak yetişti.

-İyi akşamlar Bay Zenid.
-Sana da.
-Ben, ben teşekkür etmek istiyorum.
-.
-Minnettarlığımı göstermek için bu akşam size yemek pişirmek istiyorum.
-.
-Bay Zenid.
-Olur, görüşmek üzere.

Raes’in gözleri parladı. Zenid bungalovuna doğru ilerlerken Raes’te derhal yemek pişirmek üzere hızlı adımlarla evine girdi.


Raes masanın son düzenlemelerini yaparken kapı çaldı, kapıya doğru yürürken saçlarını omuzlarının arkasına attı. Kapıyı açtığında Zenid gün içindeki kirliliğinden kurtulmuş, yüzünün rengi tam olarak belli oluyordu. Gözlerini birkaç saniye kapının hemen arkasındaki masanın üzerinde dolaştırdıktan sonra Raes’in gözlerine çevirdi.

-Hoş geldiniz Bay Zenid.
-Teşekkürler. 
-Buyurun lütfen.

Zenid’in elinde kağıtlar vardı, içeri girip, antredeki sehpanın üzerine bıraktı. Doğrudan yemek masasına yöneldi. Raes, Zenid’in masaya oturmasını bekledikten sonra servise başladı. Zenid, yemekleri afiyetle yerken masada sessizlik yemek bitene kadar devam etti. Raes arada Zenid’in iştahına şaşırarak bakıyor, yemekleri kendisinin beğenmemesine rağmen iyi olduğunu da düşünüyordu.


-Uzun zamandır böyle yemek yememiştim Raes.
Teşekkür ederim, elin lezzetli olacak ki epeyce bir yedim.
-Beğenmenize sevindim. Her ne kadar yiyeceklerin tadı değişmiş olsa da elimden geleni yaptım. Ve beğenmenize gerçekten memnun oldum.

Zenid, sofradan kalkarak salona yürüdü ve bütün ağırlığı ile kanepeye oturdu. Raes, Zenid’in burayı kendi evi gibi kullanmasından hem memnun hem de şikayetçiydi. Yine de masayı kabaca toplayarak, Zenid’in yanına geldi ve;

-İçkinizi hemen mi istersiniz Bay Zenid?
-Olabilir. (dedi sadece ve sigarasını yaktı. Sigaranın çıtırtıları nefesinin kuvvetinden rahatça duyuluyordu.)

Birkaç dakika sonra Raes elinde bardaklarla geri döndü ve servis etti. Kısa bir sessizlikten sonra Raes merakına yeniş düşerek sordu;

-Bay Zenid, bu kağıtlar, bu kağıtlar nedir?
-Bu kağıtlar, senin öğrenmek istediklerin. (Hemen oturduğu yerden sehpaya uzandı ve kağıtları elinde karıştırmaya başladı.)
-Şimdi daha çok merak ettim açıkçası.
-Kasabadaki insanların listesi, onları tanımak istiyordun, teşekkürüne karşılık anlatmamı istersin diye düşündüm.
-Evet, çok sevinirim. 
-Nereden ve kimden başlayacağımı bilmesem de not aldığım sıraya göre anlatacağım. Mesela ilk sırada İlve var. İlve’nin kim olduğunu bilmiyorsun elbette, değil mi?
-Maalesef.
-En çok konuşan adam.
-He, evet, şu biraz iri-yarı olan adam, saçları önlerinden dökülmüş olan.
-Evet o İlve işte. İlve ile aramızda çok sıkı bir bağ yok, genelde anlattıklarının içinde kaybolurum. Yine de nükleerden önceki hayatından çok bahseder. En önemli özelliği herkesi tanıyor olmasıdır, mesela senin başından geçen bir olayı anlatırken, bahsettiğin kişilerden birini tanıyordur ya da tanıdığının tanıdığı olabilir. Böyle bir özelliği vardır İlve’nin.

Raes, istemsizce küçük bir kahkaha attı, bu gülüşün tamamı İlve’nin karakterine ait değildi, Zenid’in anlatış tarzının da etkisi vardı.

-Evet, genelde gülünç bir durumdur, mesela sana yumurtanın beyazından bahsedecekse, konuyu ilk ele alış noktası evrim teorisi ya da bazen daha da geriye giderek BingBang’e dayandırabilir.
-O, epeyce kısa anlatıyormuş… (Raes bunu neşeli bir gülümseme tonlamasıyla söylemişti.)
-Kasabadaki birçok kişi onunla dalga geçer, hemen hemen herkes. Bazen bende dayanamayıp, sertçe eleştirdiğim yerler olmuştur. Ama o buna rağmen kimseye küsmez, kimseye kırgın kalmaz, kin tutmaz. Tek bir kişiyle arası bozuktur o kişi de Yaglot. Yaglot bu kasabaya geldiği günden beri İlve ondan haz etmiyor. Ve İlve kesinlikle kavga etmez. Yani yumruk yumruğa kavga etmez. Belki de edemiyordur ama sebepsizce Yaglot’tan hoşlanmaz ve bunu Yaglot yokken etrafında çok kolay bir şekilde dile getirir. Enteresan bir kişiliktir, işini en iyi yapanlardan birisidir bu kasabada, herkese yardımcı olmak ister, elindeki neyse ondan mutlaka sevdiği ve sevmediği kişilere bile dağıtır. Tuhaftır anlayacağın.

Nükleerden sonraki hayatı ve babası temel gündelik konularıdır. Konuyu bir şekilde buralara getirir ve sen onu dinlerken birden dertleri arasında kaybolursun. Yani İlve’nin dertleri arasında, eski yaşamının tozları arasında savrulursun. Kimse ses edemez o an, kilitlenip kalmıştır adeta. Yani, nefes almana hiçbir engel yoktur ama sen boğulursun. Artık kafanda yığınla gereksiz bilgi vardır ondan ayrıldıktan sonra. 

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir