Henüz güneş doğmamıştı, Raes gözlerini ovuşturdu ve bir süre sessizce tavanı seyretti. Neden burada olduğunu sorgularken Zenid’in söylediği şey aklına geldi, ”Aslında herkes öleceği günü bekler ancak kimse beklediğinin farkında değildir.” Ölümü düşündü, tüm bu olan bitenin, kendi ölümüyle son bulacağını düşündü. –Hayat diğerleri için devam etse de, ben burada olmayacağım ve artık benim için güneş doğmayacak, tarlaların bir önemi yok, hasat zamanının ve tüm ağaçların.

İçinin bu karanlığını perdesini araladığında odaya dolan gün ışığıyla yenmeyi denedi, başarısız olsa da düşüncesini susturdu ve dinlemedi. Diğer yandan içi umutsuzca haykırıyordu;

-Öyledir, insanlar zaten hep kendini susturmaz mı?

Bungalovdan dışarı çıktı ve üzerini düzeltti, henüz kimse toplanmamıştı kasaba meydanında. Bir kaç adım daha attıktan sonra korkuyla irkildi… Yaglot, korkuluklara yaslanmış arsızca sırıtıyordu.

-Ne o korktun mu yoksa benden?
-Evet, beni korkuttunuz Yaglot.
-Evet, tam burada şunu söylemek istiyorum. Ben insanlarla sizli ve bizli konuşmayı sevmem, benim için abi ya da kardeş kavramı da yoktur. İsmimle hitap edebilirsin… Çünkü ben insanlara ismiyle hitap ederim, eğer abi ya da kardeş diyeceksek isimlerimizin ne anlamı var ki?
-Siz sevmiyor olsanız da aramızdaki mesafenin ne kadar olduğunu belli ediyor bu hitap.
-İşte tam da burada şunu söylemek istiyorum, 750 kere söylemişimdir ve tekrar edeceğim, mesafeler gereksiz, sen ve ben güzel vakit geçirebiliriz. 
-Aslına bakarsanız, kasabaya geldiğim ilk günden beri sizin bu yılışık tavrınızdan pek haz etmiyorum. Bana oldukça itici geliyorsunuz.
-Evet, iterim genelde ama beni tanıdıkça seveceksin. Hatta bensiz yaşayamaz hale geleceksin. Zamanla öğrenirsin.

Yaglot son cümlesini kendinden emin bir tavırla söylemişti. Yaslandığı yerde bu yılışık tavrını bırakarak kasaba meydanına yürüdü. O gidene kadar Raes yerinden kıpırdamadı bile, adımlarını izledi.

-Ne yılışık adam ama… dedi Raes…
-Kim yılışıkmış? Günaydın.
-Bay Zenid, korkuttunuz beni.
-Özür dilerim, amacım bu değildi.
-Hayır, hayır, sizin suçunuz değil, aslında ben korktum, dalmıştım.
-Kimmiş bu yılışık?
-Yaglot.
-Yaglot mu? (Zenid’in yüzünde kocaman bir küçümseme gülüşü vardı.)
-Anlam vermeye çalıştım ama olmadı, siz de sanırım benimle aynı fikirdesiniz, öyle anlaşılıyor yüzünüzden.
-Hadi, yürüyelim de, yolda anlatayım.

-Yaglot. Yaglot. Yaglot.
Aslında anlatılacak pek bir yanı yok, uçkuruna düşkün, kocaman bir ego onu gördüğümde görüntüsünün bana anlattığı. Nedense tuhaf bir şekilde insanları hipnotize etme özelliği var, onun yanındayken söylediklerinin pek önemi olmasa da bunu öyle bir anlatır ki, siz o an için tüm önceliğinizin onu dinlemek ve söylediklerinin o an için diğer her şeyden daha önemli olduğu kanısına varırsınız.

O buraya ilk defa geldiğinde diğer herkes görüntüsüne bakarak onu iyi birisi sandı. Sadece İlve ondan ilk başta haz etmemişti. Yüzü temizdi, söyledikleri dinlettiriyordu kendini. Özellikle kadınlar, ona tekrar tekrar dönüp bakıyordu, defalarca ve bazı kadınlar henüz onu tanımazken adeta yanıp bitiyorlardı. 

Ve o da öyle yaptı. Kendisi için yanıp tutuşanları yaktı, bitirdi. Zamanla söyledikleri değersizleşti, her konu hakkında konuşması, onu küçülttü, susmayı bilmedi. Çünkü karakterinde susmak özelliği yoktu. 

Sonra Lamad ile bir şeyler yaşadı, ya da yaşadığını iddia ettiler. Her ne kadar inkar etseler de bazı parçaları birleştirince aslında her şey ortadaydı. Kimse için önemli değildi Yaglot’un bu yaptığı, çünkü burası özgür bir yerdir, herkes istediğini yapabilir. Aslında bu değişim Lamad’ın kendisinden çıktı ilk defa, konuşması, olaylara bakış açısı Yaglot’un birebir aynısı olmaya başladı. Ve gittikçe ona benzedi.

Diğer insanların bu durumu dilinde pelesenk yapmasının sebebi ise Yaglot’un tavrıydı. Bu arada Yaglot evlidir, eşi ve birde çocuğu vardır. Öyle ki, insanların bu duruma şaşırması da bundandı, henüz yeni çocuğu olmasına rağmen O, Lamad ile birlikte vakit geçirecek şeyler yaptı. İşte bundan dolayı insanlar karaladılar. Haklılardı veya haksız, bilemiyorum.

Yani Yaglot için bir süre eğlenceden başka bir şey olamazsın. Dış görüntüsü ilk defa karşılaştığı insanlarda güzel bir intiba bıraksa da sonra herkes tanıdığına pişman olmuştur. Özellikle iş konusunda her türlü kurnazlığı yapabilir. 

-Neden, sizin her kelimenizde kendi düşüncelerimi buluyorum, aslında bilmiyorum. Peki, eşi bu durumun farkında değil miydi?
-Evet, farkındaydı, yani farkında olduğunu söylüyorlar ama bilemiyorum. Sonuçta onu da bastırmış olmalı.
-Onlar neredeler? Yani eşi ve çocuğu?
-Onlar Tancıbos’ta bildiğim kadarıyla, önceden her gün gider gelirdi, şimdi iki günde bir ya da haftada en az bir defa gidiyor sanırım.
-Önem vermiyor yani.
-Bilmiyorum, önem verdiğin şeyler zamanla değişebilir. Şimdi önem verdiğin şey birkaç dakika sonra önemsiz olabilir ya da vazgeçebilirsin kolayca… Ne kadar düşüncelerde böyle lanse edilmese de bu herkes için geçerlidir. Öyle değil mi? Kendine baksana bir, şimdi önemli olan her şey sonra önemsizleşmiyor mu? Birkaç dakika içinde bile insanlar vazgeçiyor vazgeçemediklerinden.
-Evet, siz bunları söylemeseydiniz, kendime itiraf edemediğim bir sır gibi kalacaktı içimde. Kendime yalan söylediğim konulardan birisiydi. Evet.

Raes, Zenid söylediği her şeyi kendisinde bulmasından bir an nefret etti. Kendinden tiksindi ama kendisiyle de yaşamak zorundaydı. Elbette öz benliği her negatifi kabul etmese de benliği öz benliğinin üzerinin örtüyordu. Kendisiyle girdiği bu küçük savaşı kaybetti. Yenilgisinin gong sesi Zenid’in sesi olmuştu.

-Evet, eksiğimiz var mı?
-Hayır, herkes tam olarak burada. dedi Enime.

-Artık yeni sistemimize adapte olduk sayılır, herkes haftalık programına uysun, değişiklik yapmıyoruz, çalışmalarınızdan memnunum, bu memnunluk aslında sizin adınıza, ben ıvır zıvır işler yaparken sizler benden daha önemli işleri yapıyorsunuz. Bu ıvır zıvır işleri yapmazsak elbette bu düzeni ayakta tutamayız. Herkesin yaptığı iş çok önemli. Lütfen herkes elini taşın altına koyup, görevini layıkı ile yapsın. Bu sistemden memnun olmayan ya da önerisi bulunan söyleyebilir.

Zenid, bir süre sessizce bekledi, bu sessizliğe diğer herkes ortak olmuştu. Kimseden ses çıkmayınca Zenid eliyle herkesin dağılmasını işaret etti. Her ne kadar bu işleyişten memnun olmasa da sistemi idame ettirmek zorundaydı. Enime’nin yanına giderek gündelik işleriyle meşgul olmak üzere yürüdüler. Raes ise sırada en son kendisi kalana dek Zenid’i izledi ve sonra irkilerek işinin başına koşar adımlarla gitti.

Oğuzhan Deniz – Zenid Kasabası | Yaglot Tavrı / Her görüntünün içi dolu değildir. Bazen dolu sandığınız sandıklara vurduğunuzda gong diye bir ses gelir.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir