Bak, buradayım, Sen görmesen de, Sen bilmesen de. Kiminde var Aşk, kimi yokluk içinde. Varmış ve yokmuş kiminde. Kime ne?

Uzun zaman oldu, yeniden uyanırken ruhum, yerinden sıçradı bir çırpıda, irkildi bedenim. Bilemedim! Gerçek mi, yoksa gerçek buna yalan mı? Sen gerçek misin? Ya da gördüklerim gerçek mi? Yalan olsa hissedemem değil mi? Dünya bu kadar aydınlık olamaz, dünyaya bu kadar iyimser bakamam onca karamsarlığımın içinde.

Bak, oradasın, ben görüyorum, ben biliyorum. Kimse de yok Aşk’ın, öyle bir şey ki Aşk’ın, bir varmış, bir yokmuş içimde. Kime ne? Sana Aşığım uzun zamandır, çok kısa bir vakitte. Sen, güneşin bile doğmaya cesaret edemediği yerleri aydınlatan kadın. Kime ne? Karanlık bende, aydınlık Sen’de.

Sen açan tüm çiçeklerin annesi,
Sen, tüm çiçeklerin en nadidesi,
bırak Sen’de kalsın aklım fikrim,
Sen’de kalmış kalbim kendim.

Sen, uyandığım en güzel sabah,
Sen, uykuyu da unutturan intibâh,
bırak Sen’de kalsın gözkapaklarım,
Sen’de kalmış gözlerim, Kasım.

Yürüyorsun aklımın dip köşe bucak neresi varsa, kalbimden geldin, ta içimden, en derinlerimden. Unutmadım geldiğin yeri, yürüdüğün yerleri, bende kalışlarını, aklıma kaçışlarını, aklımın benden kaçışını, alınışını.

”Âlêmârâ, sadece ben değil cümle alem hayran Sana… Bir dudak büzüşün büker orta yerinden dünyayı da.”

Yüzleşiyorum kendimle, yüzleşiyorlar Oğuz’la. Anlatıyorlar ara-sıra, anlıyorum ara-sıra Sen’den başımı kaldırıp, duyuyorum söylemek istediklerini. Diyorlar ki, ”Oğuz artık yazmıyorsun.” Diyorum ki, ”Zaten hiç yazmamıştım ki.” Öyle ya, ”Bir öğle vakti kadar ya kaldım, ya da kalmadım dünyada.” Öyle ya; ”Bir öğle vakti kadar gördüm, duydum, kaldım yanında.” Anlamıyorlar da, anlam aramıyorum anlamlarda, aradıkça kayboluyorum aralarda, oralarda, ortalarda.

Sesleniş…

Duvarlar vardı önümde, geçtim. Yollar vardı, yürüdüm. Yüksek sesler vardı ama net duyuyordum yine de O’nu, yapay bir şamdan masanın üstünde manzaramı kapatıyordu. Kırdım nezaketi, mumlar dağıldı. İnsanlar ayıpladı, kınadı, onlar da yapaydı. Oysa bilmiyorlardı içimin kırıklarını, dağılışını, kendimi kandırışımı, aldattıklarımı, gördüm gözlerinde anlamadıklarını. Şımardım o an zamanı yakaladığıma, çok geçmedi, zaman dayamıştı silahını şakaklarıma. Bıraktım şakaları da, olanları da bitenleri de. 

Biter sandım içimde, oysa yeni çimler filizlendi ağacımın dibinde, yeşerdi yine 4 bir yan, 8 bölge, 7 kıta, 4 iklim ve tüm coğrafya, gece-gündüz ve 24 saat…

Oysa saat hep O’nu gösteriyordu.

Oğuzhan Deniz * Bendeniz / Âlemârâ