Kategori

O’uzaduyum

Ve bu ihtimaller içinde bir insanın kılıç balığı saplanarak öldürülme ihtimali ne kadar düşüktür değil mi? Oysa ben böyle bir tehditle karşılaşmıştım ve evet, hiç umursamamıştım.

Kırgın.

Evet, bilerek yaptım! Hepsini kendi ellerimle bilerek kırdım… ama kalbim bilmiyordu, anlatsam da anlamıyordu, nafileydi, dinlemedi işte, Sen’i sevdi, ve bilmiyordu kırılacağını, bilmiyordu kendi ellerimle kıracağımı… bilmiyordu...

Sana Dair

Şu kalbime anlatamadığım onca Sen ve Sen’sizlik krizleri… Sendromlar… melodramlar… ikimiz arasında sıkışıp kalan her şey… öyledir, hayat devasa bir temaşa, ben bunun telaşından her şeye geç kaldım, yetişemedim, tıpkı...

Öyleydi.

Öyleydi.
Sen umut, Sen hayat demektin. 
Öyleydi.
Yüzün, yaradanın bahar renkli tablosu. 
Öyleydi evet.
Zamanı az önce kaybetmiş adamın tek tesellisiydi.
Yerkürenin tek avuntusuydu yürüyüşün.
Öyleydi, Sen aşk...

Ne Şiir Kaldı, Ne Şair

Sen şiir kadın.
Ben şair adam.

İşte, serin balkonunda üşüyor kollarım! Ve yine gözlerimi ilk açtığım yerdeymişim gibi… sigaram, çayım ve tadına doyamadığım aptallıklarım. Kalbimin özlemine doyamadıkları. Anlatsam da...

Sığ

Sığ

Anlatsam süslü kelimelerle, efsanevi kelimelerle, hani şu unutulmaz şairler gibi… yine anlaşılmaz! Ve kim hatırlar ki şairleri… Oysa hepsinde nice güzellikler, nice incelikler. Biliyorum, o kelimeleri istediğim gibi sıralayıp...

Belki Sonrası Olmayacaktır

Belki Sonrası Olmayacaktır

İşte, yine buradayım, okumadığın satırların arkasındayım. Sen yine benden habersizsin. Öyle ya, olsa ne, olmasa ne? Yine de üzülüyor insan emeğinden… verdiğinden… öyle ya, bu benim seçimim, benim tercihim, şimdi sızlanmanın mânâsı...

Hep aynı Her şey

Düğümlenmiş gecenin boğazında ay,
yüzünde saklı tuttuğu gülücüklerinden,
şu tuzlu denizin gözlerinden dökülüşü,
işte yine o an,
dizime yatmış dünya,
bu sefer gözlerinden şelaleler…

Ne yüklemi kalmış ne...

Her şey Hep aynı

Her şey Hep aynı.

Kızıl gökyüzünün yüzü,
turuncu bukleleri hüznü dağıtır,
yanaklarından süzülür damlaları,
ve işte yine o an,
kızılçamlar patikasında,
tutup bileklerinden,
bakıp gözlerine,
söyleyemediğin ne varsa,
haykırıp...

Benim Kanatlarım Yok

Burası benim yangım yerim,
ve hoş geldin alevime…
Küllerimden ev yap rüzgarlara,
fırtınalara…
Güneşsiz günlere ve soğuk sabahlara,
sahilinde parçalanmış bir tekne gibi,
dalgalara terk edilmiş çoktan.

Aşkı...

Bulmak

Bulmak

Hiçbir şey eskisi gibi değil, olmayacak!
Beni yargılayamazsın… Ellerimden tutmuştun.

Hep öyle değil mi? Yollarımız uzun ve zorlu… varacağımız son aynı ama yollarımız ayrı… hani bizim şair şöyle...

Benimle Konuşmak

Sevda hep yarım kalır,
avuçların açıktır gökyüzüne,
sabrın elmas olsa çatlar…
Sen kalbimin içinden gelirsin,
yüzüme dokunup, sakallarımı seversin,
artık o yüzden beyazlar… artık otuzlarında…
İnat gibi ölüm...

Akşam Utancı

Bir saniyeden daha az!

Gözlerinde korkular, gözlerinde kaçışmalar ölümsüzlüğe, kapalı tüm dünyaya yine de…

Biliyor musun, aslında şu saçmalıklarım olmasa normal-sıradan biriyim. Ne var ki zihnimdeki gürültüleri susturamıyorum...

Lütfetti Tanrı

Muhkem mahkum meftun!

Sarıyorum açtığın sevda kesiklerini, şu şiirlerle, onlar yara bandı.
Uzun uzadıya anlat! Duyacağın tek şey tinsel rahatsızlık.
Aşık, bilir kendisinden her söyleneni, her söylediğini!

Hadi...

Neyse ki Şiir Peşrev

Saat 04:04, sıcak çay, soğuk hava ve ciğerim sigara dumanına boğuluyor yine. Yine içimde şu umutlardan biraz birikti, şiirsel ahmaklıklarımdan kısacası.

Muhtemelen o O’uzaduyum‘larından birini yaşıyorsun…...

Beyazların En Çok Yakıştığı Kadın

Sen ve ben, ne çok kelime var artık aramızda ikimizi anlatan. Ben anlattım, sen dinledin, aslında pek dinlemedin. Ne tuhaf, hiç kimse sessiz kalamamış dünyada… Yada biz bilmiyoruz sessizliği, sessizlikleri.

Ne var ki, insan öyle veya...

Deniz Daha Bi’ Derya

İçimde bir YAS, dışımda bir YAZ, sıcak tepelerinden akar ırmakların, gözlerinin görebildiği kadardır, ufuk mesafedir ve soğuk nefesi, gözümün bebeğine batar... Ben bir nebze göz kırpmam.

Yine de öyledir kadın, yüzünde gözyaşlarından...

Kalmak Yakışmaz Yalnıza

Ne güneş söner,
ne ay vazgeçer yörüngesinden,
bu döngüden dönüp,
evrilir bir balıktan aşk kalbe,
evet,
bir kılıç balığından kalbine,
saplanır ve terk edilir,
aciz ve kokuşmuş İstanbul’da.

Yine doğduğu...

Tuz Kolyeleri

Şimdi yalnız ellerim,
ilk defa yalnız,
ve habersizim saatten,
saat beni umursamaz zaten,
İstanbul’u da sana terk ettim.
Yaşa yaşayabildiğin kadar,
ama yan benim gibi,
yan yanabildiğin kadar!

Ve
Sen seni terk...

Yetmeyecek

Artık beni bilmiyorsun! Buna eminim…
Bilsen, zamanın ne denli az olduğunu da bilirdin. Ama bilmek senin için hiç meziyet olmadı, bilmek senin için gözlerinden görülen bir olgu/kavram değil. Hep yokmuşlardan bahsettim, oysa varmışlar...

Varmış

Evet,
… şairi bendim o manzaranın,
adını yok’tan aldım,
alnıma yazdım,
sildi kader,
… ben yeniden...

Öğretilmiş Yalnızlık

Evet, şu bildiğimiz “çaresizlik” gibi. Öğretilmiş yalnızlık! Ne fark eder ki? Öyle veya böyle bir şekilde öğreniyoruz hayatı… hatalardan, can yangınlarından sağ kalınabilirse...

Bedbaht Olur

Evet,
Oğuz hala aşık…
Aşkı başından aşkın Veysel,
hep der; imkansız,
unutmam adını,
denizdim kurudum yağmursuz,
pınardım yok oldum damlasız.

Kırıldım kapımla birlikte,
kalbim hala sağ.

...

Sanatsal Mesafe

Kadının,
omuzundan doğuyor geceye ışık…

Sanki,
sudanmış gibi berrak teni…

Elleri ince,
bileğinde Oğuz tarihinden kalma bir yara…

Açık denizde kaybolmaya yüz tutmuş gibi,
oysa bilse, benim kalbim...

Gündüzü de Gece

Elleri, gece adamın,
beyaz duvarları yırtık,
üzerinde yokmuşların çizgileri takvim,
çarpık bir kentin isyanı,
dudağında sönmek üzere bir sigara,
gözlerinden kaçıp kayıplara karışmış uyku,
dudağında ölmek üzere bir...