
“Nereden bilinir ki ölünün hayat isteği? O halde kim tahmin bile edebilir aşığın kalbini?”
Aşık öleli epey oldu. Ne mutlu onlara, ne mutlu yalanlara. Ne mutlu onlara, ne mutlu vefasızlığa. İşte...
-Ben hazırım!
Merhaba! Majör depresyon, panik atak, kaygı bozukluğu ve manik depresife eşlik eden Oğuz. Evet, bizim Siyahçerde‘den geriye kalan Oğuz, yine yalnız kalan Oğuz, sizin için...
Biliyorsunuz beni, şiirsel bir budalayım, duygusal bir yatalak… ve aptalın tekiyim… ben beceremem öyle yalanları, ben beceremem plân yapmayı ve insan aldatmayı…
İnsanlar nankör, insanlar tuhaf ve insanlar her zamanki gibi...
Papatyaları koparanlara öfkelenecek kadar merhametliyim, öldürecek kadar da cani. Ve onların koparıldıktan sonra koktuğunu öğretene aşık olacak kadar nazik...
Ne kadar da aptalım! Tüm bu bunalım tavırlarım altında her gün biraz daha kaybolurken, eskilerin içimde kanattığı tüm yaraları sarmaya çalışıyorum. Tuhaf kelimelerle, anlamsız yüklemlere yüklüyorum anlamları. Şimdi hepsi anlamsız, oysa anlamlı...
Artık eskisi gibi olmayacak! Hiçbir şey…
Çünkü görüyorum insanları, onlar futboldan zevk alıp avazınca bağırıyorlar anlamsızca. Çünkü onlar anlamsız maddelere anlam yükleyip, peşlerinden koşuyorlar bir ömür. Oysa yaşamak...
Onlar, önemli değiller artık. Onlar, önemsizler artık!
Evet, öyle… insan bir zaman sonra önemsizleşir böyle. Artık şiir yazmayan bir şair ve henüz şiirleri bitmemiş bir kadın… boşlukta ve sessizler. Oysa doğa böyle değildir...
İstanbul, kirli havası, sabırsız insanları ve çirkin trafiği. Çığlık çığlığa martıları, koşuşturan garip kedileri… İstanbul, çoktan yüzyıllar boyunca dillere destan olan tarihini unutmuş, çoktan vazgeçmiş bir kent.
Ben bu kentte...
-Hoş geldin…
Hoşbulduk.
-Ne düşünüyordun?
Hiç, öyle sıradan şeyler, halının desenlerini seyrediyordum.
-Peki, nasılsın, nasıl hissediyorsun kendini?
Biraz...
Merhaba, nasılsın?
-İyiyim, teşekkür ederim, peki sen nasılsın?
İyiyim, sıradan, normal diyelim!
-Pek normal diyemeyiz ama normal diyelim!
Evet, aslında normal diyebilmek için her...
-Merhaba.
Merhaba.
-Nasılsın, senin için hayat nasıl gidiyor?
Evet, oldukça çok şey değişti diyebilirim. Şükürler olsun ki hepsi iyi, zihnim dışında. Onu susturmak epeyce zor ve gün geçtikçe...
Öyle ya, zamanın bitişine denk beklemen saçma olurdu. Benim “Şimdiki Zamanım” senin “Geçmiş Zamanın”… Bunu bilmek kırıcı ama üzgün değilim, hatta mutluyum.
Bu, tüm bağlarını koparmış birinin sarhoşluk...
Öyle ya, sevgiliyi anlatmayan şiire anarşi denir.
Şimdi unutmak istediğim yüzlerce şiir ve bir şair var. Bilinmezliğin içindeyiz ikimizde, farklı dünyaların hayalleri var zihnimizde. Bu bilinmezliğin farkındayım ama ne...
Çok zaman geçti, her yan ıssız… artık şairliğinden eser kalmamış bir adam var gecenin soğuğuna meydan okuyan nefesiyle gökyüzünün lacivertine ait umutlarından arda kalan... Evet, böyle güzel ve uzun cümleleri vardı ve bir...
Onlar, kül oldular.
Onlar, yanıp değiştiler.
Onlar, rüzgarda savruldular.
Onlar, atmosfere karıştılar.
Onlar, bizim için artık yoklar.
Açıklarında demleniyorum kendimin, “alçakça olan” yüklerimi bıraktım az önce şu...
Benden nefret duyuyorsun veya duyacaksın. Çünkü insanlar böyledir, bir şekilde birbirilerinden nefret ederler. Artık hissedemedikleri duygular açığa vurulduğunda, bunu kendinden bilmezler, bunun yerine hisleri kaybolana atfederler. Çünkü insanlar...
Bu üçleme, sen bilmezsin! Uzun süredir seni “bilmemekle” suçluyorum ve haklıyım!
Aslında hiç işim yoktu kelimelerle, şu dörtlüklerle, hatta umurumda bile değildi, “Olutan” ölmüştü ve üzgün-hırslı-canı...
İşte, ömür günümden bir saati daha doldurdum. Muhtemelen ben gibi ama ben kadar delirmemiş bir adamın icadı şu takvime göre elbette. Felsefi açıdan varlığı hiçbir anlam ifade etmese bile kullanmayı seviyorsunuz… işte o yüzden bir 19 Mayıs...
Görüyor gözlerim!
Sanki hiç görmemişler gibi ve sanki hiç görmüyorlar gibi.
İşitiyor kulaklarım!
Sanki hiç işitmemişler gibi ve sanki hiç işitmiyorlar gibi.
Günah böyledir işte, gözlerin hiç görür hiç görmemiş gibi.
Günah...
Apar-topar topallamak yaşamak… doğduğun o andan itibaren bir yerlerden bir yerlere savrulmak. Bunu anlamak epeyce zor anlam arayana ve aramayanların çoğu çürümekte bu gezegenin oksijeni altında oksitle. Başlarda böyle değildi aslında, böyle...
Bir günah, belki sırtımın kamburu bundandır. Doğrulmadı belim, evet, buna rağmen hayattayım. Olmasan da buradayım, sen orada pişmanlıklarını egona inkâr ettiriyorsun. Ve ben düşünceni inkâr ederken bile seni düşünüyorum. Ne...