Ravi : Cündeb
Hadis : Resulullah (sav) buyurdular ki: “Bir adam: “Vallahi Allah falancayı mağfiret etmiyecek!” diye kesip attı. Allah Teala Hazretleri de: “Falancaya mağfiret etmiyeceğim hususunda yemin eden de kim? Ben ona mağfiret ettim, senin amelini de iptal ettim!” buyurdu.”
Hadis No : 4145

Yukarıda belirtilen ve ”Vallahi Allah falancayı mağfiret etmeyecek!” hadisiyle ilgili olarak 2 husus ele alınmalıdır.

  • Allah’ın Yerine Karar Verme.
  • Allah’ın Bir İnsanın Sevaplarını Silmesi

İnsanlar günümüzde irdelemek, incelemek yerine ezber bilgiye tenezzül etmektedirler. Öncelikle ”Af, Saf, Mağfiret” kelimelerinin zihnimizde karşılığını dolduralım.

Af: Af olunmak, ”Suçu sorulup, günahı gösterilip, buna rağmen bağışlanmaktır.”
Saf: Saf olunmak, ”Suçu sorulup, günahı gösterilmeden bağışlanmaktır.”
Mağfiret: Mağfiret olunmak, ”Suçu sorulmadan, günahı gösterilmeden bağışlanmaktır.”

Allah’ın Yerine Karar Verme

Hadis içeriğinde, bir kimsenin ”Vallahi Allah seni mağfiret etmeyecek” dediğini görüyoruz. Bu cümleden olarak kendisinin kesin bilgisi olmamasına rağmen ”yemin ederek” falanca kişinin bağışlanmayacağından bahsediyor.

Bu, hakkında kesin bilgisi olmadığı halde, bilgiçlik taslayan ve Allah katından bir bilgi temin etmemesine rağmen Allah’ın adına konuşmaktan ibarettir. Müslüman bir kimsenin bu şekilde davranmaması gerekir…

Kuran-ı Kerim’de insanların cahil olduklarından, heva ve heveslerine düşkün olduklarından bir çok yerde bahseder.

Yukarıdaki hadisi destekleyici olarak ”Hz.Nuh’un Allah’a boğulan oğlunun kurtulacağını” vaad ettiğini sanmasından örnek verebiliriz.

Hud Suresi 45-47’inci Ayetleri; Nuh Rabbine hitâb edip: “Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin!”

“Ey Nuh!” buyurdu Allah, “O senin ailenden değil. Çünkü o, dürüst iş yapan, temiz bir insan değildi. O halde, hakkında kesin bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Cahilce bir davranışta bulunmayasın diye sana öğüt veriyorum.”

“Ya Rabbî, dedi, hakkında kesin bilgim olmayan şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen, her şeyi kaybedenlerden olurum.”

Yukarıda belirtilen Ayetler ”Nuh Tufanı” olarak da bilinen kıssanın alındığı ”Hud” suresinden alınmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken noktalar;

  • Hz.Nuh’un Peygamber olması
  • Peygamber olan Hz.Nuh’un Allah’tan dilekte bulunması.
  • Allah’ın, Peygamberi olan Hz.Nuh’u öğütlemesi.
  • Hz.Nuh’un Allah’ın verdiği öğütten dolayı yanlış bir şey istediği ve özür dileyip, mağfiret istemesi.

Yukarıdaki hadiste ”Allah adına yemin eden kişi”nin düştüğü yanılgıya zamanında Hz.Nuh’ta düşer gibi oluyor ve Allah’ın onu nasihatlemesinden sonra bu durumdan ders çıkarak hemen mağfiret istiyor.

Bu durumda Hz.Nuh’tan bahsediyor ki, Kuran-ı Kerim’de bir çok yerde Hz.Nuh için ”çok şükreden bir kuldu, Nuh bize inanan kimselerdendi, Nuh salih kimselerdendi” gibi bir çok Allah tarafından övülmeye mazhar olmuş birisinden bahsediyoruz.

Yani; bizim ders olarak çıkarmamız gereken bu kıssadaki şahıs, normal, sıradan biri değil, Allah’ın çok sevdiği, övdüğü ve kitabında yer verdiği, peygamber olarak seçtiği bir kimse, kesinlikle biz Allah’ın peygamber olmayan, seçkin olmayan kulları gibi takva yönünden düşük değil.

Allah Teala Hazretleri bu denli övdüğü, seçtiği kişiye bile güzel bir tarzda öğüt verip, nasihat ederken, biz takva yönünden düşük kimselerin yaptıklarına çok ama çok dikkat etmesi gerekir.

Bu açıklamalara bağlı olarak, ”Hakkında kesin bir bilgimiz olmadığı şeyi istemek bir yana, bir de Allah’ın adını da yaptığımız işe karıştırarak yemin etmek” oldukça cahilce bir iştir. Bir kimsenin hakkında bir şey söylerken, ince eleyip, sık dokumamız gerekir ve bunda ne olursa olsun Allah’ın adını vererek yemin etmemek gerekir.

Çünkü gaybı bilmediğimiz için hiçbir zaman işin gerçek yüzünü bilemeyeceğiz, bu nedenle ”Allah’ı da kendi sözüne ortak edip, ya da kendi sözüne Allah’ı ortak edip konuşmak” çok ama çok kötü bir davranıştır. Bu davranıştan vazgeçip, Allah’tan af dilemek gerekir.

Kaldı ki, hadiste mağfiret edilmeyecek olan kişinin amellerini, sevaplarını, davranışlarını da tam olarak bilmiyoruz. Bu durumu bir arkadaşınız ile yaşamış olsaydınız, o arkadaşınızı Allah’ın affedip etmeyeceğini siz nereden bilebilirsiniz? Öyle ya, kim bilir o arkadaşınızın ne kadar sevabı vardır, sizin bilmediğiniz ne kadar güzel yönleri vardır… bunu bilmesek bile yine de Allah adına böyle konuşmamak gerekir, çünkü bu bizim Allah’tan üstün olduğumuz yanılgısına düşmelerine sebep verebilir… Ayrıca, Allah bizim söylediğimiz söze göre hareket etmez, o bundan münezzehtir.

Ki, Hz.Nuh bile bu konuda uyarılırken bizim gibi takvası peygamber takvası gibi olmayan insanların daha dikkatli olması gerekir.

Yukarıdaki hadiste ”yemin eden kişi” sanıdan da öteye giderek, Allah’ın affetmeyeceğinden bahsediyor, yani Allah’tan kesin bir emir, kesin bir bilgi almamasına rağmen konuşuyor. Elbette bu Allah’ın sevmediği işlerdendir, müslüman kimseler Allah’ın sevmediği işleri yapmazlar ve yapmamaları gerekir.


Allah’ın Bir İnsanın Sevaplarını Silmesi

İnsanlar, Allah’a ibadet ederler ve bu ibadetleri doğrultusunda sevap kazanırlar. Elbette kimin hangi ibadetinden dolayı ne kadar sevap kazandığını Allah’tan başka kimse bilemez. Ayrıca ibadet dediğimizde aklımıza sadece ”Namaz, Zekat ve Hac” gibi aklımızda şekillenmiş ibadet algısı olmamalı. İbadet, bir yaşama biçimidir.

Günlük hayatımızda yürüme hatta ve hatta konuşma eylemi bile bir ibadet biçimidir.

Lokman Suresi 18-19’uncu Ayetleri; Kibirli davranarak insanlara yüzünü dönme, yerde çalımlı çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.

Yürürken ölçülü, mûtedil yürü! Konuşurken sesini ayarla, bağırarak konuşma! Unutma ki seslerin en çirkini, avazı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir.

Bu denli ince düşünmemiz ve düşünceli olmamazı nasihatleyen bir dinde, ”Allah adına yemin etmek” nasıl kötü bir davranıştır, kendiniz terazi edin.

Bununla beraber, Allah istediği kişinin sevabını siler, dilerse o kimsenin bir tane bile hayırlı işini kabul etmez.

İbadetlerimiz aslında Allah’a sunulan kurbanlar gibidir, biz ibadetimizi yaparız, Allah dilerse kabul eder, dilemezse etmez.

O nedenle ”Allah dilediği kimsenin beğenmediği işlerinden dolayı sevaplarını silebilir.


Bu hadisten çıkaracağımız yegane ders, Allah adına herhangi bir şey söylememek, yapmamaktır.

Yukarıda bahsedildiği üzere bu hadisle amel etmek, o devirde yaşayan kimselerin böyle davranmaları bize örnek değildir. Bu nedenle bu hadisten ders çıkarıp, yukarıdaki açıklamalar dikkate alınarak davranmak gerekir. En doğrusunu Allah bilir.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir