Su… Ne kadar da önemli bizim için… Bu makaleyi yazmadan bir bardak su aldım yanıma ama henüz içmedim. Oysa biraz susuzum.

Gelmiş, geçmiş ve gelecek olan bir yığın adam şuna inanıyor; ”İnsan temelli hayat, bir gök taşından taşınan su ve bakterilerden oluşan kütlenin dünyaya çarpması sonucu başladı, dünya eskiden kurak bir yerdi ve göktaşından gelen su hayatın temellerini attı, tek hücrelilerden, çok hücrelilere karıncalardan ve karıncayiyenlere kadar her varlığın temeli bu sayede atıldı.”

Kısmen evet, bunu İslam inkar etmiyordu, bir çok din bunun böyle olduğunu kabul etmedi başta, çünkü insan beyni bazı koşullara dayalıdır… Kendisini şartladığı şekilde görebilir ve işitebilir. Eğer kendinizi zorlarsanız karanlık bir ortamda nesneleri hareket ettirebilirsiniz, hatta bazı sesleri duymayabilir bazılarını da duyarken sesini yükseltebilirsiniz. Kısmen bunları günlük hayatımızda farkında olmadan bilinçli bir şekilde yaparız. İşte bu nedenle bunca yıl bazı bilimsel gerçekler sözlerine inanılan kimseler tarafından aksi iddia edildiği için kutsal metinlerde gizli olarak kaldı. Farklı anlamlar yüklendi ya da es geçildi.

Başlıkta da belirttiğim gibi, ”Hayatı olan her şeyi sudan yarattık.”  Bu sözcüğü aslında ben belirtmedim, Tanrı belirtti. Yeryüzünün ve gökyüzünün hakimi. Her şeyin sahibi. Aslında şöyle;

Hakkı, inkâr edenler görüp bilmediler mi ki göklerle yer bitişik (bir bütün) idi, onları Biz ayırdık, hayatı olan her şeyi sudan yaptık. Hâlâ inanmayacaklar mı? (Enbiya Suresi, 30’uncu Ayeti)

Allah bize bu ayette zaten açıklıyordu ”Bingbang” denen patlamayı… Ve yine açıklıyordu her canlı varlığın hayatını sürdürebilmesi için suya muhtaç olduğunu. Vücudunda hiç su olmayan varlıklarda var ancak bu şu demek değildir; ”Sudan Yaratılmadı.”

Sorgu” kitabımın 20’inci bölümünde buna zaten değinmiştim. Ancak suyun öneminin öyle birkaç kelimeyle anlatılacak olduğundan hiç mi hiç hoşnut değilim.

Bilim adamlarının varsaydığı gibi bu tezler gerçek olabilir. Yerler ve Gökler bir iken, onlar bir patlama ile oluşmuş olabilir. Hayat suda başlamış olabilir. Ancak bu ”Maymun” soyundan geldiğimiz dogmasına götürmez bizi. Eğer kaynak olarak bilimi baz alacaksanız kesin olmayan bilgilerle buna inanabilirsiniz. Çünkü bilim size hiçbir zaman ”kesinlik” atfetmez. Bu kesindir demez… Ve bu bilgiler zamanla değişebilir demektir aynı zamanda bilim.

Ama 1400 senedir var olan kitabımız yani inananların kitabı hiçbir değişiklik olmadan orada öyle durmaktadır ve içini açıp gerçeklere, doğrulara ulaşmamızı beklemektedir. Ben de öyle yaptım. Okudum… Araştırdım.

Ve ”Hayatı Olan Her Şey Sudan” ise, bilimin haklı mı haksız mı olacağı konusunda aşağıdakilere rastladım. Bilimin söyledikleri doğru olabilir, Kitabımın söyledikleri de doğru… Bilim ve Kitabım asla birbiriyle çelişmez. Bilhassa birbirini tamamlarlar. Buna örnek olarak aşağıdaki ayete bakalım;

De ki: “Dünyayı gezin dolaşın da, Allah’ın yaratmaya nasıl başladığını anlamaya çalışın. Sonra, Allah tekrar yaratmayı da ölümden sonra diriltmeyi de gerçekleştirecektir. Allah elbette her şeye kadirdir.” (Ankebut Suresi, 20’inci Ayeti)

Allah’ımız, biricik yaratıcımız bizi bizzat araştırmaya, bilime ve öğrenmeye davet ediyordu. Yukarıda sadece bir sureden bir ayeti örnek verdim, bunun gibi binlerce ayeti Kuran-ı Kerimde bulabilirsiniz.

İnsanların bilim ve ilimi yani İslamı karşıt göstermeleri elbette münafıklıktan geri bir şey değildir. Bu önemli detayları görmezden gelmek, onları gizlemek elbette gerçeği saklamaktır.

Gündelik yaşantımızda birisi bize nasıl gerçekleri söylemediğinde sinirleniyorsak, bu da ondan farksızdır.

Evet, insan hammade olarak sudan yaratılmış olabilir ama bu evrimin sonucunda gerçekleşmiştir diyemeyiz. Ya da başka hammadeler yoktur da diyemeyiz. Nasıl bir yemeği yapmak için ihtiyacımız olan malzemeleri bir kaba koyup, karıştırıp, pişirip, yenecek duruma getiriyorsak, insan yaşamı da bunun gibidir. Yemeği yapan kişiye Aşçı deniyorsa, ”Allah da Kainatın Aşçı”sıdır. Onun elinden çıkan her şey ne kadar da lezzetli görmüyor musunuz?

Şimdi ”Hayatı olan her şeyi sudan yarattık” ayetine ilişkin olarak insanın nasıl evrimden gelmediğine de bir bakalım, öncelikle Kuran-ı Kerim’den ayetlerle örnek verelim;

  • Yarattığı her şeyi güzel ve muhkem (sağlam) yapıp insanı ilkin çamurdan yarattı. (Secde Suresi, 7’inci Ayeti)
  • Sonra nutfeyi (rahim cidarına) yapışan bir hücreye, bunu da mudgaya, yani bir çiğnem et görünümündeki varlığa, mudgayı kemiklere dönüştürür, sonra da kemiklere et giydirip, derken yeni bir yaratılışa mazhar ederiz. İşte bak da Allah’ın ne mükemmel yaratan olduğunu bir düşün! (Mu’minun Suresi, 12-14 Ayetleri)
  • Allah sizi (atanız Âdemi) topraktan, sonra(ki nesilleri de) nutfeden yarattı. Sonra sizi çift çift yaptı. Onun bilgisi dışında hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir canlının ömrünün uzaması veya kısaltılması da mutlaka bir kitapta yazılıdır. Bütün bunlar, Allah’a göre, elbette pek kolaydır. (Fatır Suresi, 11’inci Ayeti)
  • Biz insanı kara çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (Hicr Suresi, 26’ıncı Ayeti)
  • (İblis) “Benim,” dedi, “kuru çamurdan şekillenmiş balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem mümkün değildir.” (Hicr Suresi, 33’üncü Ayeti)

Şimdi de bilimsel olarak bakalım bu duruma; bilim bize insanın hammaddesinin dünya olduğunu, yani her belirli özlerin bir tencerede kaynatılmasından olduğunu söyler. Yani bu 2 Hidrojen ve 1 Oksijenin bir araya geldiğinde suyu oluşturması gibi bir bileşiktir.

Yani insan vücudunda Periyodik Cetvelde olan maddelerin çoğu vardır, fosfor, oksijen, karbon, çinko, potasyum, kükürt, sodyum, bakır, demir, brom, arsenik ve liste uzayıp gidiyor.

Yukarıda saydığımız elementlerin hepsi dünya içerisinden ve dünya yüzeyinde bolca bulunmakta… mesela magnezyum, ıspanakta bolca mevcuttur, kemiklerimizde ve kaslarımızın olmazsa olmazıdır… Ispanağın içine nasıl ve nereden girdi diye bir soru sorardım ama makaleyi tam bir asır uzatırdı bu. Kısacası ”İngiliz Tuzu”da denen bu madde, kaslarımızın sağlıklı çalışmasını sağlıyor. Elbette sadece bizde değil, diğer varlıkların yapıtaşlarında da bolca görebilirsiniz.

”Peki ama bu insanın evrimleşerek yaratılmadığını söylemiyor ki?” diyorsanız, ve ”İnsanı, diğer varlıklardan ayıran özellik nedir?” diye de soruyorsanız, örnek olarak;

  • Kan… her canlıda vardır hatta bazı canlılarda renkleri bile farklıdır. Mürekkep balığının kanı ”Mavidir.” Solucan ve benzer yaratıkların ise ”Yeşildir.”

Örneğimize geri dönecek olursak, kan, hiçbir şekilde yapay olarak üretilemez, yani insan ya da hayvan kanı sentetik olamaz…

Evrime göre, tek hücrelilerden geldiysek onlardan bir takım özellikler almış olmalıyız, ve sistemin aynı çalışması gerekir. Mesela arabalar ilk üretildiklerinde uçsalardı, sonra uçmasalardı bu bir çelişki olur ve evrim içine girmezdi, eğer ilk araba uçuyorsa, sonraki arabalarında uçması gerekirdi. Ama ilk başta uçmayıp, sonra uçabilselerdi, bu evrimin doğruluğunu kanıtlardı. Yani evrim tersten ilerleyemez.

Bir şekilde önce koşmayı, sonra yürümeyi öğretemez varlıklara… Buna bağlı olarak, ”Kan”ın;

Oksijen dağıtıp, karbondioksit alma işlevini hemoglobin olmadan yapamaması evrimciler muammadır. Çünkü evrimciler kanın da insan vücudundaki diğer sistemlerin de zaman içinde aşama aşama gelişmelerle meydana geldiğini iddia ederler. Yani bu iddiaya göre kanın var olduğu ama içinde hemoglobin molekülünün henüz bulunmadığı bir dönem vardır. Oysa bu evrim teorisi açısından büyük bir çelişkidir. Kan denen sıvı hemoglobin molekülü olmadan işlevini yerine getiremez ve hücrelerine oksijen ulaşmayan canlı hemen ölür. Bu canlının hemoglobin molekülünün oluşumunu bekleyecek zamanı yoktur. Görüldüğü gibi kan oluştuğu anda hemoglobinin de oluşması gerekmektedir. Yani kanın, tüm özellikleri ve yapıları ile birlikte tek bir anda ortaya çıkması şarttır. Evrimcilerin aşamalı oluşum iddiaları bu noktada tamamen çökmekte ve kanın Allah tarafından tek bir anda yaratıldığını ortaya koymaktadır.

Şöyle de olmuş olabilir… Evrim ile olsa bile bu Allah’ın yaratma biçimi olduğundan yine yaratıldığımız gerçeğini değiştirmez. Tarafsız olmak gerekirse, ki benim tarafım Allah’ın varlığı ve birliğine dairdir, yine de tarafsız olmak gerekirse, neyi, nasıl yaratmak isterse yapabilen bir varlığın Kuran-ı Kerim’de bunca bilimsel detayı vermesini beklemek aklen cahilliktir, zaten bu bilgiler verilse bile doğrulukları o devirde anlaşılamayacağından Allah insanın hammaddesinin ne olduğunu söylemiş ve bize apaçık bir şekilde belirtmiştir.

En doğrusunu Allah bilir.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir