İki İnsan Bir Yalnızlık dünyanın yaşattığı. Bakıyorum da etrafa, saygılardan bîhaber herkes… Saygısızlık yapmak meziyetmiş gibi herkesin dilinde kırıcı cümleler… söz dinlemezler… laf anlamazlar, laf anlatılmazlar… Yoksa ne işin olur susmakla?

İnsanlar görüyorum tam 27 yıldır…

Yine de tanımıyorum insanları, tanıyamıyorum… Yüzlerinde tuhaf maskelerle dolaşıyorlar, görmekten çok görünmeyi önemsiyorlar da etrafında aynı maskelerle dolaşıyor göründükleri. Keşke bunu bilselerdi insanlar.

İki İnsan Bir Yalnızlık’da nereden çıktı şimdi?

Gördüklerimden, işittiklerimden, görmezden geldiklerimden, bilmezden saydıklarımdan, saygı duyduklarımdan, saygı göstermediklerimden, saygı göstersem de göremediklerimden, görmediklerimden ve göremediklerimden. Bakışlarımda sakladıklarımdan, utanmadıklarımdan, utandıklarımdan, unutmadıklarımdan, unutamadıklarımdan, unuttuklarımdan ve söyleyemediklerimden… Ah söyleyememezlik, ne kadar çok söyleyemediğim şey var şu dilimden, nasıl hakkını öderim ağzımın, dilimin? Konuşması gerektiği yerde susturduğumdan, susması gerektiği yerde konuşturduğumdan…

Ve ne kadar çok boş konuşmuşluğu var şu dilimin… ah ne kadar çok boş konuşmuşluğu var şu insanların, konuştuklarını bilmiyorlar… aslında normal böyle olmaları, çünkü bilmiyorlar. Öğretsen de anlamıyorlar, anlasalar da öyle davranmıyorlar.

İşlerine gelmiyor çoğu zaman… zaman umurlarında değil ki, analitik düşünmemezlikten, analiz etmemekten… işlerine gelmez… işleri güçleri anlamsızlık olmuşlardan ne bekliyorum ki bende.

Sahi bende ne saçmayım böyle, saçmalamaktan başka işim ne?

İki insan var, bir yalnızlık… ruhu yalnızlık… bunlar hastalık terimleri gibi.
Ruhu yalnızlık…

Her gün yeni bir şeyler öğrenirken şu aklım, ruhuma nasıl da nakşediyor hislerimi… görüyorum da anlatamıyorum işte, benim de meziyetim anlatamamak olsun, söyleyememek olsun hadi.

Gözyuvarlarında gördüm kini, nefreti ve öfkeyi… oysa ne de gereksizdi öfkelenmek bana, sesi bile çıkmayan bu adama… defol git derken dudaklar, yürekler söylemek istemeyenleri duyuyordu dudaklardan… Nasıl da ego kusuyordu dudaklarından, ağzı kokarken farkında bile değildi sözlerinin… Hızlı-hızlı soludu nefesini küçük odanın içinde, nefret koktu odamız… Üstümüze, başımıza bulaştı nefret… kin gördü gözlerimiz, kin duydu kulaklarımız….

Elleriyle mahvederken her şeyi geriye dönüp bakacak kadar bile vakti yoktu… sonradan pişman olsa da sarf edilirken sözler zamanın kapsülünde inanılmaz yaralar açtı yüreklerde… bu çatlaklardan içeriye buz gibi hava girdi, yüreği doldururken yalnızlıkla, donup kaldı bakışlar soğuktan.

Af dilemek zor değildi yine de, affetmek de öyle… Ne olurdu ki özür dilemekten insanın benliğine? Egosuna söz geçiremeyenlerle çevrilmiş etrafım…

Ve yorgunluk bile yoruldu üzerimde…

Bu yüzden söylediklerim senin için deli saçması zırva, Oğuz’a ait ne varsa Oğuz’da, anladım. Bu yüzden söyleyeceklerim önemli değil senin için, bunu öğrendim, bunu bildim, çünkü bunu anlattı dudakların, bunu işitti kulaklarım.

Oğuzhan Deniz – İki İnsan Bir Yalnızlık. * Öfke, kin ve nefret ne güzel komşular birbirine, bu sokakta oturan herkes kirlenmiş.

Bir yorum yapın...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir