Ben kimim?
Ben ne oldum böyle?
Bana ne oldu böyle?
Aşk’tan başka ne oldu bana?
Bende ne gördünüz Aşk’tan başka?
Başka kimde gördünüz Aşkı da,
hayıflanıyorsunuz insanlar?
Siz hiç Aşık olmadınız…
Varsa yoksa kaşıkladıklarınız…
Siz başka Aşık mı gördünüz de,
ayıplayıp duruyorsunuz insanlar…
Bakışlarınızla…
Üstü kapalı sözlerinizle.
Gizli kapaklı bir köşede,
kirli, paslı içlerinizle…
Aşk’ıma da Aşık olduğuma da kötülemelerinizle…
Kötümser zihinlerinizle.
Mis kokan şiirlerimi okuyorsunuz pis gözlerinizle…
Siz sadece bakıyorsunuz…
Siz sadece yakınıyorsunuz…
Siz, yanmıyorsunuz…
O yüzden bilmiyorsunuz…

Anladım.
Bu gün yeniden anladım.
Bildiğim ne varsa,
yeniden öğrendim.
Başka bir biçimde!
Başka biri içimde!
Başka sözler yazıyor artık şiirlere.
Daha bir tatlı baldan sözlerle.
Yine de,
insanların içinde kötülükler…
İçlerinde saklılar, çıkmak için, bıçaklarını saplamak için,
saklamak için kendini, örtündüler.
Nahoş görüntüler.
Mayhoş şiirlere ördüklerim…
Balık sırtı kafiyelerim…
Ne zor gördüklerim.
Ne zormuş…
Siz benim neden sevdiğimi nereden bileceksiniz?
Siz benim neden yandığımı nereden bileceksiniz?
Siz benim neden ağladığımı nereden bileceksiniz?
Siz benim neden kaldığımı nereden bileceksiniz?
Siz bilmezsiniz…
Bilinmezliklerle dolu etrafınız.
Cahildiniz, dünyanın rengine kandınız.
Sadif’tiniz, renginiz soldu.
Toy’dunuz, gay’ya’lara yürüdünüz.
Gam’sızdınız, yen oturdu ze’ylerinize.
İsimsizdiniz, koca kıçlarınızla anıldınız.
Damladı gözlerinizden timsahları utandıran yaşlar.
Mesudê-i Kêbirdiniz, anladınız…

Sizin kalpleriniz kirli…
Sizin bilmedikleriniz var.
Siz merve dolu yollarda kanattınız ayaklarınızı.
Ben Aşk’ın yollarında…
Siz dar ağaçlarında astınız kendinizi,
Ben Aşk’ın dallarında…
Sizin kalpleriniz kirli.

Bak şu efkara…
Bak şu efsuna!
Baksana şuna!
Mayıs ne kara?
Ne güzel Ekim’in 11’i.
Ne güzel Mart’ın 14’ü…
Ne güzel Kasım’ın 21’i…
Kasım’ın 24’ü ne güzel yine de.
Mayıs ne kara?
Ne karardın Mayıs içimde, tenim gibi.
Ne kadardın ki Mayıs koca bir ömrü süpürdün.
Ah Mayıs Ah…
19’undan nefret ettirdin…

Onlar bilmiyorlar…
Bilseler, secde ederler.
Esvapları da eski, yüzleri de.
Sevapları da eksik, şükürleri de.
Ben haramlara bile şükrettim de,
öyle öğrendim ateşi.
Rabb’im affeder beni…
Rabb’im bilir içimi.

Onlar bilmiyorlar.
Aynalarını silmiyorlar.
Görüntüleri öyle ters.
Gördükleri öyle sert.
Ben ah etmem kimseden!
Anlamasanız da, anlatamasam da…
Sırf siz sevmiyorsunuz diye, ben sevmekten vazgeçmem.
Sırf siz istemiyorsunuz diye, ben hayalimden hiç gitmem.

Oğuzhan Deniz * Nereden Bileceksiniz? / Kendi mumları bitmişler, bitsin istiyorlar kumlarını Deniz’in, ben bu yolu sırtımda tonlarca demirden dağlarla yürüdüm.