Tozlu Raflar

Az önce kendimden yaklaşık 1 Milyar satır sildim. Ne büyük zaman kaybı değil mi yokluğuna? Sana göre öyleydi… Bana göre birazı yanmak üzere saklandı, birazı doğrudan sokağa fırlatıldı ve Aslı’m elimden kurtarabildiklerini saklıyor tarihimde.

Merak etme, bu sevginden azaltmadı, aslında aşkımdan hiçbir şey azalmadı. Evet, artık aşkın senden kaynaklandığını düşünmüyorum, içime düştüğün gündür gündüz nedir bilmiyorum, güz nedir bilmiyorum da, kim düşürdüyse ilk defa seni kalbimin içine, onun elindendir aşk. Sonunda öğrendim… Sonunda öğreniyorum…

Evet, yeniden öğrenmeyi öğrendim, öğrenebilmeyi… oysa bir zamanlar ne kaz kafalı bir adamdım! Ne vardan, ne yoktan anlardım. Benim için varlığınla yokluğun eşitti yine sana. Sanırım hala öyle ancak ben aksini iddia etmek istiyorum!

Ve şimdi tüm bu yazdıklarımı tekrar okuduğumda, duygu sömürüsü gibi geldi, sanki seni kahretmek istiyormuşçasına ama öyle değil, senin umurunda olmak artık umurumda değil, artık beni sevip sevmemen umurumda değil. Benim bahsettiğim şey, aslında öğrenmenin verdiği dirayet… İnsan ne kadar bilirse o kadar kendine direniyor ve ne kadar bilmezse o kadar kendine yeniliyor. Ve aslında zaten bunu biliyor olmama rağmen aşk kavramına yakıştıramıyordum… artık aşk üzerime yakışmıyor.

Yine de şunu çok net diyebilirim… “Öğrenememenin yaşı vardır ve 30’dur.”

Şiir yazmaktan vazgeçeli epeyce bir vakit geçti. Sana yazmaktan da vazgeçer miyim? Bilmiyorum… İşte yine bilmiyorum… Arada bir karalarım belki tozlu raflarımıza atfen. Senin okumadığın yüzlerce sayfanın arasından sadece şu aşağıya iliştirdiğim satırlar sağ kalabildi diyebilirim ve buraya hatıra olarak saklamak istedim. Bu yüzyılda seni sevdiğimi bilsinler istedim “ve sana bu yüzyılda dünyanın bunca kalabalığına rağmen başka kimse tarafından böyle sevilmediğini hatırlatsın istedim.”

Ve artık, ister hatırla, ister hatırlama unutmalarına gücenmiyorum.

İklim Gibidir Seni Sevmek

İklim gibidir Sen’i sevmek,
saçlarından eser rüzgarlar,
üşütmez yine de,
gözkapaklarından esinlenip, gece gündüz döngüsü gibi,
büzülmüş dudaklarından düşer sonbaharın ilk yaprağı,
bir nevi gözyaşı satar hüznün kendisine,
sonra imrenir sonbahar, sararıp solar.
#Sevgiliye Mektuplar

Duygusal Ahmak

Farkındayım zamanın. Ve kızgınım…

Sırtımda tonlarca Oğuz yükü, Oğuz şiir yüklü duygusal ahmak. Anlaşılması da imkânsız. Olsaydı kabul görebilen bir yanı, dalıp gitmezdi uzaklara gözleri şimdi.

Birine umut olabilseydi bari. Birine amaç olsaydı ya şu dilinden dökülenler. Olmadı. Yazdıkça saçmaladı. Sonra dedi ki “Kim saçmalamıyor ki şu hayat sahnesinden doğaçlama?” Evet, öyledir… İnsanlar saçmalamak üzere kurulmuş saatler gibidir, vakti geldiğinde çalmaya başlar çanları saçmalıkla. Neyse ki, kimsenin umurunda olmamasının makûl bir tarafı da yok değil hani.

Şimdi yatağıma gidip, günahlarımla uyuyacağım. Sevaplarım uyanmamı beklerken bir sonraki çağrıya dek. Günahsızım yanımda uyurken, akılsızım derinlemesine rüyalarda.
#Süveyda

#OD | Deniz * Ölü bir adamın kalıntıların kalanlar…