Uslanırdım göğsünde uyusam!

Hiç hakkım yok doğan güneşe,
batışındaki kızıllığa,
gecenin lacivertine,
ayın 14’üne,
ve bir perşembe yangını,
oysa uyanışınla gül düşer sabaha,
oysa gülüşünle gün üşüşür geceye,
ışığı boyar gökyüzüme tenin,
kalbim böyle dolmamalı Sen’inle,

bu çıkmazda volta atar Çam Oğuz’u,
işte öyle alev alır rüzgarından,
soludukça nefesinden palazlanır,
uslanırdım göğsünde uyusam!

Çıkmadıkça canım, umutluyum!
Çıkmadıkça canım, unutmam.
Çıkmadan canım, unutsam!
Son bulsa, bitse Oğuz Mumu;
bittiğinde canım, düşeceğim bir filize,
Sen kadar parlamaz ışığım,
ne kadar ah varsa ömrümde,
izleyeceğim bu filmi isteksiz,
ve kaybedişime kızgın,
yine özlüyorum Sen’i…

Güzelliğinde kaybolmuş ruhuma kavuşup,
uyanıyorum güzel bir sabaha,
bahçemizde kamaşıyor gözlerim,
bizim için yaratmış Tanrı hepsini,
bir tek elma ağaçları yok artık,
tesadüfler ve ihtimaller yok artık,
“yokmuşlar” hiç yok artık,
Sen varsın ebediyen, sonsuz, gerçek,
kokun bayram yeri çocukluğumun sevinci,
suların kenarında yaseminler,
ve ışıklar sızan tenin gölgesiz,
elele, yanyana, martılar süzülüyor,
yüzümü seven annemin elindeki ılıklık,
yağmur şarkı söylüyor saçlarına düşüp,
benim de bazı şiirlerim şarkı olmuş dünyada!

#OD – Tüm kağıtlar kalbimin yara bandı!