Pertev ve Peyker

Sindi içime aşk, dışım yavruağzı düş,
uçmaya küsmüş bir serçe gibi şimdi,
yangının içinde kalan kardan adam gibi,
eridi elleri, eridi kalbi, eridi büsbütün,
demir keserdi bakışları oysa önceden!
Görünce gözlerinde aşktan pertevî,
peyker eder peyderpey ayaklarından,
yağmur nemli yollar yürütür zorla,
kırıla-kırıla, geride bırakıp parçalarını,
ölü sessizliğime eşlik eder tüm dünya,
şefkâti sinesinde demlenirdi oysa,
oysa uyumam gerekti göğsünde,
Sen’i yaşamak isterken, ölüyorum!

Ayak izlerinden bir yol yürüdüğüm,
deli bir fırtına gibi peşimde “zaman”,
yok olacak gözümü kırpsam adımlar…

Kanım olup dolanıyorsun damarlarımda,
bileklerimi kesen bir neşter gibi “zaman”,
bırakacak atmayı kalbime uğramasan…

Unutmanın gümüş koynunda uyutup,
Sen rüyasından uyandırıyor “zaman”,
Sen’i hatırlatmak isterken, tozlanıyorum!

Bir kahve etkisi ve yasemin tütünüm,
gri topraklarım, gri artık tüm ağaçlarım,
gri bir şarkının hiç durmayan tekrarı,
gri bir örtü “zaman” geçmişi sarıp örten,
gri bir güneş ve gri gölgeler düşürüyor,
bu tabloda Sen’siz zifiri karanlığım ben…
Sadece rüzgâr adını fısıldıyor kulağıma.

Hiçbir şey sevgilim, hiçbir şey değişmiyor!

#OD – Onlar ışıktı ama dünya karanlık.