Bahar kapımızda yine,
kış bütün ihtişamıyla güneşe yeniliyor.
Yeniliyor Aşık adam Aşk’a.
Yeniliyor Aşık adam Zamana.
Bak şu zamana,
baksana şu zamanın aynasına,
benden uzağa savuruyor her saniyeni,
her dakikanı,
her saatini…

Şimdi hiçbir şeyim yokmuş gibi, bir köşedeyim.
Onlar bilmiyorlar,
kimse bilmiyor aslında.
Ölümü kimse bilmiyor aslında sevgili.

Ölüm,
Ne çok ölüm var etrafımızda.
Kuşlar ölüyor, kediler ve köpekler.
Ağaçlar ve yaprakları.
Martılar ölüyor sevgilim.
Hiçbir şey yaşamıyor.
Hiç yaşamıyorum onlar gibi.
Hiç yaşanmıyor onlar Sen’siz.
Hiç yaşamıyor dünya Sen’siz.
Hiç yaşanır mı dünya Sen’siz?

Ben gölgenim,
ölüm ne kadar griyse o kadar gölge.
Ben övgünüm,
Sen ne kadar övülüyorasan, o kadar.
Ben sözlüğünüm, ne kadar tekrarlanıyorsan,
ne kadar eş anlamlı kelimen varsa, O’dur Oğuz…
Buyum ben,
Sana Aşık…
Elimden gelmez Aşık’lıktan başka bir şey,
elinden gelmez Aşık etmekten başka bir şey…

Aynıyım aslında aynanla.
Aynı ayda doğmuş soğukla,
aynı anda doğmuş dünyayla,
aynı zamana yakalanmış dünya suçluları.
Evet, evet.
Biz Sen’inle aynı zamana yakalanmış zaman suçlusuyuz Sevgili.

Yakın…
Çok yaklaşmıştık aslında gökkuşağına,
yağmurun tüylerini üpertişinden tenin pürüzlerine.
Ama ben pürüzsüz Aşığım Sana.
Koşulsuz Aşığım Sana.
Karşılıksız, kayıtsız…
Çok yaklaşmıştık aslında güneşe.
Yaklaştı yine Ay, Ayın 14’üne.
Çok yaklaşmıştık aslında zamanın elinden kurtulmaya.

Oğuzhan Deniz – Sevgiliye Mektuplar / Çok yaklaşmıştık aslında…