Hayat Sayfası

Ne kadar yazdığımı bilmiyorum. Şimdi geriye dönüp yazdıklarıma şöyle bir baktığımda, “bu kadar vakti nereden bulmuşum?” diye soruyorum kendime. Üstelik tuhaf bir muhasebe… bu kadar vakti boşuna mı harcadım, yada bunlar gerçekten önemli mi?

Yani bir şeylerin farkında olmak ve onları insanların hiç göremeyeceği buraya yazmak ne kadar mantıklı, tam olarak bunu sorguluyorum. Hayatım boyunca bir şeylerin nedeninin olması gerektiğine inandım, nedensizliği de kabul ettim ama bazı şeylerin nedensiz olabilmesi için bile bir nedene ihtiyacı vardı benim evrenimde. Ve şükürler olsun ki, bana bu bakış açısını kazandıran ne varsa, ondan hiç pişman olmadım. Hatta şimdi hayatımın başına dönsem, yaptıklarımın çoğunu yine yapardım. Yazdıklarımın çoğunu yine yazmak isterdim.

Yine de “insan hayat sayfasını temize çekemiyor” diyorum bir yandan da. Hayatımın amacını sorguladığımda, aslında hayatın ‘bir’ amacı değil, birden fazla amacı olduğunu keşfettim. Bu yüzden yaşamım boyunca birden fazla davam oldu. Çoğunu sözlerimle yapmaya çalıştım, çünkü henüz sözlerden anlamayanlar için eylemler pek bir şey ifade etmiyordu. Ve iyi ki, davalarımın çoğunu sadece sözde bırakmışım. Çünkü bazılarının içleri boşaldı ve anlamsızlık anlamına büründüler, bazıları ise insanlar tarafından fark edilmeyecek kadar küçükleşti. Oysa hala oradalar ve hala büyükler.

İşte yine yapıyor ve saçmalıyorum. Saçma bir müzik eşliğinde ruhumun en derinlerinden bir şeyleri aydınlatmaya ve bu beyaz sayfalara dökmeye çalışıyorum. Bunu yaparken daha sonra pişman olup, olmayacağımı bilmiyorum. Bazen keşke bu kadar karamsar olmasaydım diyorum. Aynı zaman da bu kadar sözlere bağımlı olmasaydım… Yine de elimden gelen en iyi iş bu galiba.

Çünkü insanlara canını versen bile unuturlar.
Çünkü insanlara yol göstersen, yolun sonunda yanlış yoldu derler.
Çünkü insanlar başlarına gelecek olan kötü şeyleri hep merak ederler.

Bu iç güdülerimizin bizi nasıl elinde tuttuğunun hala basit bir kanıtı olmasına rağmen görmemek de aynı şekilde duyulmayan bir içgüdüdür.

Oğuz oldum, güzel insanlar biriktirdim dost heybemde. Hepsi birbirinden şık ve özeldi. Kimisi bile bile bu heybeden atladı, kimisi hala ısrarla bekliyor. Ve ben bazen etrafımdaki herkese zararlı olduğumu düşünüyorum. Şu saçma-sapan düşüncelerimin birisi daha. Çünkü onlara anlattıklarım gözlerini açıyor, daha fazlasını istiyorlar. Ben daha fazla verdikçe, onlar daha fazlasını istiyorlar.

İşte, sonra, Oğuz da kalmıyor Deniz de. Anlıyorum!
Sonra tekrar anlıyorum…
Sonra tekrar unutuyorum.
Sonra tekrar başa dönüyorum.
Kendi başıma üşüşüyorum.
İşte, sonra, Oğuz yeniden doğuyor, Deniz yeniden kaynıyor ve şiirsel güzellikte bu dünyayı yaratıyor. İçinde düşük cümlelerle, düşük insanlarla.

Herkesin aradığının aksine kimse mükemmel değil. Ve bulamayacaksınız. O mükemmelliyetçi beyinlerinizin içinde ısrarla bulmanızı söyledikleri varlık yok. En azından somut dünya da yok. Ve sizler görmediklerinize inanmazsınız, işitmediklerinize de öyle. Oysa inanmamanız gereken ne varsa hepsine inanmıştınız. İnandıklarınıza sımsıkı sarılmıştınız ve ben o bağı kestiğimde düşmeye başladınız. Oysa tek yaptığım sizi olmanız gereken başlangıca götürmekti. Siz bunun kıymetini bilmediniz. Madde ve maddi bağımlılar haline geldiniz.

İşte, şimdi yine burada bütün bunları yazıp, anlaşılır olmayı ümit ediyorum ve biliyorum ki buraya gelmeyecek ve uğramayacaksınız bile.

#OD – Bendeniz / İnsan hayat sayfasını temize çekemiyor işte.