Ruhumun derinliklerine uzanan bu derin kelime merdiveni. İçinden çıkılmaz ve anlaşılmaz bir hal alır gün geçtikçe… günlerim ne kadar geçiyorsa, o kadar eskiyorum zaman denen şu soyutta. Anlamı olsa bari, bir anlamı olsa keşke.

Zaman ömrümü ölüme doğru sürüklerken, artıyor karanlıklarım ve ruhumun derinliği sonsuzluğa uzanıyor… bunu bazen bende anlamayacak gibi oluyorum, ne var ki bu halimden utanıp, vazgeçiyorum. Oysa çok basittir yaşamak, nefes alıp vermekle bu işi kolayca yapabilirsin. Bazen hayata kobay’ca gelirsin, kabaca zaman seni ve beni kibarca öldürür.

Ölümden yakındığım yok aslında. Zaten bunun önüne geçecek herhangi bir varlık da yoktur. Ölümsüzlük beraberinde anlamsızlığı da getirecek bu dünyada.

Seni senden başka kimse anlamayacak, anlamlandırmak yerine anlamsızlığın renksizliğinde mutlu olmak kadar basitken şu zaman döngüsü, bunun yerine binlerce karmaşa. Ben bu karmaşa içinde karamsarca düşünüp, ne düşündüğümü sonra okuduğumda anlamsızmış diyorum yine. Oysa anlam aramamam gerekiyordu en başında.

Sadece benim anladığım haliyle; gökyüzü martı için neyse, balık için deniz odur. Zaman bir trendir ve belirli duraklarda inen yolcuların adı ölümdür. Ölüm, canlı varlıklardan başka hiçbirine yakışmaz, o halde ne denli güzel bir yaratılış döngüsüne hizmet ediyor zaman.

Zamanı unuttuğum her an aslında ölümü unuttuğum andır. Ölüm kadar gerçekken her şey, hayat kadar sahte geliyor gök kuşağının renkleri ömrüme. Bir ömür de benim için tükenecek ve doğa bana verdiklerini geri alacak.

Oğuzhan Deniz * Kibarca Öldürür