Yine doğmak üzere Güneş!
Yine de yüzünden aydınlık değil,
şu karanlık sakallarımın ışığı,
izbe bir adamım saat 07:17.
Hiç uyumadık Ay ve ben,
uyku nedir bilmeyiz,
Sen’i izledik saatlerce,
saat ve ben,
elele verip geçip, gittik ömründen,
yine gelsek,
izlerdik Sen’i saatlerce, aynı yerde…
Zaten bizden başka kim sever ki Sen’i bu saatte?
/*Saat kaç olmuş ben hala aşığım Sana.*/

Saatlerce doluyum şimdi Sana,
güncelerce,
aylarca ve yıllarca Sen doluyum ben,
akıllanmadım,
nefes nefese akılsızlığa koştum hatta,
çocukluğumun cahil ayakları,
sürükledi beni Aşk’a,
yanmak üzere,
Aşk’ı batırmak üzere kalbime,
ve kesti dilimi şiir,
bir kan tadı var şairin dudaklarında,
bir can tadı var sayfalarında,
bir Sen kokusu kelimelerin içi,
bir ten yanığı şu kurşun kalemin izi…

Günaydın Sevgili,
güneş yine doğmak üzere,
hiç yorulmadan yangında,
hiç yorulmam Aşkında,
yangın da olsa,
yanmış da olsa,
ve bu kadar Aşk beslemek kula yanlış,
yanlış da olsa Aşığım Sana,
ve Aşığım Sana canım yansa da,
çünkü güneş hiç doğmadı Sen gibi,
ay tenin kadar parlamadı,
kamaştırmadı gözlerimi,
ne dünya yanaştı güneşe,
ne ay vazgeçti yörüngesinden,
öyle ya, işte tam da Aşk böyle,
öyle ya, tıpkı Sen gibi uzaklığın,
varlığınla anlamsızlaşacak trilyonlarca ışık yılı,
ışığındandır güzelim,
teninin serinliğindendir,
öyle ya, saçmalamak benim keyfim,
Sana aşık olduğumdan beri fevkaladenin fevkindeyim,
saçma da olsa,
saçmalama, burası Oğuz Boyutu, Sen Makamı da,
dışarıda Sen’sizlik var,
ondan soğuk, ondan buğulu gözlerimin camları,
ondan nefesimin buharı gökyüzüne kaçar,
ondan hiç sesi çıkmaz içimin,
hiç sesi yoktur şiirimin.

Sis var şimdi bu kentte, üstüm başım yanık içinde,
is kokuyorum, ateşten gömleğimle,
bir tek aşkım tertemiz,
Sana tonlarca aşığım da bir gram haram yok içinde,
bir ben varım şimdi sokağında,
bir de şu evsiz kediler.
Birazdan uyanır serçeler,
birazdan başlar hayat mücadelesi,
birazdan biz oluruz yine…

#OD – Sevgiliye Mektuplar